21 Haziran 2010

Çamura Bile Yakışmıyorsun


Sene kaç bilmiyorum.. O dönemde derbi maçlarını İtalyan hakemler yönetiyor..

Bir Fenerbahçe - Galatasaray karşılaşmasında bizim Fenerbahçeli Çarli Yılmaz (Yılmaz Şen), futbolun ölümsüz kralı Metin Oktay'a futbolla uzaktan yakından alakası olmayan bir hareket yapıyor ve Metin Oktay tıpkı mahalle kavgasındaymış gibi döndüğü gibi yumruğu yapıştırıyor..

O vakitler 'kırmızı kart' diye birşey yok.. Diskalifiye etmek var, sahadan göndermek var.. İtalyan hakem geliyor ve Metin Oktay'a "çık dışarı" işaretini çakıyor ve kral, küfür yediği tribünlerin önüne gelerek, elini göğsüne koyarak, beline kadar eğilerek selamını veriyor.. Yazının fotoğrafında görmüş olduğunuz bu selamdır..

Bu, Metin Oktay'ın futbol hayatı boyunca gördüğü tek kırmızı karttır, daha doğrusu kart değil, tek 'men cezasıdır'..

Galatasaray'a az da olsa saygım varsa bunun sebebi Metin Oktay'dır.. Tıpkı Beşiktaş'a olan saygımın Hakkı Yeten'den kaynaklandığı gibi..

Neden anlattım bunları..
Şimdilerde delikanlı denilebilecek topçuları mumla aradığımız için, futbolcu orospularının peyda olduğu şu günlerde Abdul Kader Keita'ya bir sayfa ayırmak istedim sadece..
Dünya Kupasında geçtiğimiz gün komik bir şekilde attırdığı Kaka, Süper Lig'te yapmış olduğu onca numaralar, bu adamın karaktersiz olduğunu tescillemiştir.. Zaten bildiğimiz, söylediğimiz bir mevzuya dünya şahit olmuş oldu sadece.. Bu yorumu okuyacak olan Galatasaraylı vatandaşlar "Lugano" diyecek, "Emre'yi anlat" diyecek, "Bilica'dan bahset" diyecek..
Peşinen cevap vereyim..
Hiç birisi "emek hırsızı" değil..
Sabri, Lugano, Nouma gibi oyuncular 'sadece kendi taraftarlarınca' sevilen oyunculardır.. Fakat hiç birisi emek hırsızı değildir!
Duygularımın nefrete dönüştüğü Galatasaray camiasına bile yakışmayan bu haysiyet yoksunu futbol orospusu adamdan bir an önce uzaklaşmalı.. Mahalleye fazla yaklaştırmamalı.. Biz futbolu sokaklarda ağır abilerden öğrendik, onlar sayesinde benimsedik 'artiz'leri sevmemeyi..
Bıraksın futbolu, işsiz kalmaz..
Fifinasi Hoca'mın dediği gibi krizde olan hollywood sinemasının Keita gibi artizlere ihtiyacı var.. Havadan polen düşse tepesine, kendini yere atacak şerefi eksik..
En azından Elano gibi Galatasaray'da başka, Ulusal takımında başka oynamıyor.. Mahallede neyse, caddede de öyle; artiz..
Emek hırsızı!

17 Haziran 2010

Mahallenin Dayısı Fenerbahçe


Sezon sonu yaşanan ciddi travmanın ardından Aziz Yıldırım'ın Düzce'de, şantiyede, inşaat işleri kovalarken, ceketi elinde, keyfi yerinde yaptığı açıklamaların içerisinden bir cümle aktararak başlamak istiyorum..
"Biz rakiplerimize 10 puan fark attık.. Sadece Bursaspor'u hesaba katmadık.. Ona göre ayarlamadık kendimizi.. Galatasaray ve Beşiktaş'ın 10 puan önünde bitirdik ligi!" cümleleri, asırlık çınar Fenerbahçe Spor Kulübünün başkanının ağzından çıkıyor..
Özellikle tribün konusunda tek haklı yönünü bulamayacağım Aziz Yıldırım, yanlışlar zincirine Daum ile devam kararı alarak devam etti.. Az önce hatırlattığım şu Düzce'de, şantiyede, ceketi kolunda, keyfi yerinde yaptığı açıklamaların arasında, transfer sorulduğunda şöyle bir cümle sarfetmişti; "taraftarlar istedi diye Güiza'yı göndermem!"
Gönderme paşam.. Taliplisi yok diyemiyorsun, istediğim parayı vermiyorlar, ben çok para verdim, bedavaya satmam diyemiyorsun da, taraftara b.k atıyorsun hala!
Transfer konusunda ne kazandırdın Fenerbahçe'ye? Dünyada en çok oyuncu alan 30, en az satan 3 kulüpten birisiyiz..
14 Mayıs 2006 senesini unutmamamışken 16 Mayıs 2010 patlattınız yüzümüze, el birliğiyle.. Anons kepazeliğinden tutun, açıklamalarınıza kadar yakışmıyorsunuz artık!
Daum'la devam kararı öyle mi?
Ne diye gönderdin Zico'yu o zaman!
13 yıllık başkanlık süresince en başarılı sezonunu yaşatan adam Zico..
Şampiyonlar Liginde çeyrek final oynatan Zico..
Roberto Carlos sana mı geldi sanıyorsun? Zico orada olduğu için geldi..
Daum'u ısıtıp bize tekrar yedirmek adına "4 yılda 2 şampiyonluk, 2 ikincilik" masalı anlatma sakın.. Zico'nun 2 yılında 1 şampiyonluk, 1 ikincilik, bir de ŞL çeyrek finali vardı.. O ruh ile Chelsea, İnter, Sevilla gibi şımarık züppeleri dize getirdik biz.. Mahallenin dayısı Fenerbahçe idi o zaman..
Şimdi sayende şamar oğlanı! Hala Fenerbahçe tek büyüktür masalları okumaya devam et.. Soyutla Fenerbahçe'yi halktan.. Fenerbahçe büyüktür, evet.. Tek büyüktür hatta! O yoksa bolluk yoktur, hiç birşeyin tadı yoktur.. Ama, taraftarı sayesinde büyüktür.. Yönetimi, futbolcular değil.. Renkleri ihtişamlıdır Fenerbahçe'nin, sizin giydiğiniz kaliteli takım elbiseler değil, Fenerium değil.. Aristidi kaptan gibi bir rozet, bir kulüp rakısı bile yeter bize..
Daum'la mı devam edeceğiz?
Edelim..
Tribünde seyirci mi istiyorsun?
Helal olsun..
Anonsçuna talimatı ver, "şimdi ıslık" desin..
Çekirdekçi taraftara ver kombinelerini..
Ve,
biir, ikii, üüç..
ÇIIT

16 Haziran 2010

Ayrılık da Sevdaya Dahil!


11 yıl..
Koskoca 11 yıldır çalışan, "tribün emekçisi" denildiğinde akla ilk gelenlerden olan ve yaptığı icraatlarla herkesin takdirini toplayan Grup Ck, aktif faaliyetlerini durdurma kararı aldı..
Cefakâr Kanaryalar artık yok..
***
Sebebi, verilen yersiz cezalar.. Sebebi, yönetimin tribüncüleri hukuk karşısında yalnız bırakması.. Sebebi, ipe sapa gelmez insanların yaptığı suçlamalar.. Sebebi Vamos Bien ve Ünifeb gibi kardeş gruplarla birlikte yapılan koreografilerin tüm masraflarını, adı geçen gruplar kendi bünyesinde karşılamaya çalışırken, yine sevdası uğruna yapılan bir pankartı açma eyleminde verilen cezaların maddi ve manevi can sıkıcı boyutlara gelmesidir..
***
Artık ses çıkarma vakti gelmişti ve bunun öncüsü Ck olmuştur.. Bu ses yönetime gitmiştir.. Bu ses oturduğu yerden ahkâm kesenlere gitmiştir.. Bu ses taraftara değil, 'seyircimize' gitmiştir.. Bu ses değer bilmez, vefasızlara gitmiştir.. Kulak zarlarını patlacaktır, çünkü bu ses büyüyecektir..
***
Yönetim artık 55.000 tane balon dağıtsın, şakşak versin girişte, 10 bin lira maaş alsın anons yapan lavuk, "evet şimdi ıslık" diye inletsin benim güzel Kadıköy'ümü.. "Gitmek mi zor, kalmak mı?" sorusunu nakşettin bu bünyeye.. Unutma Ck, seni seviyoruz! Vamos Bien seni seviyor.. Taraftar seni seviyor..
***
Son sözü söylüyor Alpaslan Özçelik; "hak varsa helal olsun, hakkı olan helal etsin!"
***
onlar istiyorlar ki
çift ağızlı baltalarıyla
yuvarlansın kafalarımız önüne yarın
o kadar gömlekleri beyaz kordunlu
golf pantolonlu
kadroların..
'Kardeşler!'
onlara sokakta rastlarsanız eğer
ölümü görmüş gibi çevirin başınızı..
kirpiksiz sarı gözler gözünüze bakarken
arkadan sırtınıza bir
bıçak girebilir!
onlar istiyorlar ki
kara toprağın kalbi durana kadar
biz pazarda kelepir bir mal gibi satılalım
kafamızın ışığını, gücümüzü kolumuzun..
ve dumanlanmağa başlayınca
gözümüzün bakışı,
yavaşlayınca
damarlarımızda kanın akışı
karaya vurmuş balıklar gibi
köprü altlarında yatalım!
'Kardeşler!'
onlara elleriniz dokunmuşsa eğer
yedi tas su dökün ellerinize..
yırtarak bayramlık gömleğimi ben
peşkir yaparım size..
biz,
ayrı dillerde aynı şarkıyı okuyanlar,
biz,
aynı yastıkta yatar gibi
toprağa başlarını yan yana koyanlar,
biz,
yüzümüzün derisi koyu açık yanmış diye,
saçlarımız ayrı ayrı boyanmış diye
barsaklarımızı birbirimizin avucuna dökerek
birbirimizin gırtlağını dişimizle sökerek
gebereceğiz!
ve kadrolar
parlatarak kara gömleklerinin beyaz kordunlarını
gömecekler kadife koltuklara
golf pantolonlarını..
'Kardeşler!'
onların adına benziyorsa eğer
adınızı değiştirin..
Vebanın girdiği kapıdan girin
onların evine atmayın ayak!
onlar istiyorlar ki
çift ağızlı baltalarıyla
yuvarlansın kafalarımız önüne yarın
o kara gömlekli beyaz kordonlu
golf pantolonlu
kadroların!
Nazım Hikmet Ran

12 Haziran 2010

İade-i İtibar Süreci


Alışmıştık esasında şampiyonluk sevinçlerimizin kursağımızda kalmasına.. Oğuz ve Aykut'un gönderilişi gibi.. 2007'de, 16 sene sonra Fenerbahçe Erkek Basketbol takımını şampiyon yapan adam olan Aydın Örs'ün gitmesine göz yumulması gibi..

Fenerbahçe ile özdeşleşmiş isimlere sahip çıkamıyoruz biz.. Müjdat Yetkiner kulübün kapısından giremiyor, Aykut ve Oğuz'un gönderiliş biçimleri hala hafızamda, Tuncay Şanlı nerelerde, Semih ne yapmak istiyor.. Bir sürü soru.. Tam bir sosyolojik vak'a esasında bu mevzu..

Uzatmak istemiyorum, kısa bir hoşgeldin yazısıdır bu..
Fakat şunu söylemeden geçmek istemiyorum.. Mahmut Uslu isimli Fenerbahçe'ye yakışmayan bir yöneticinin istifası sonrası, camianın çıkarttığı 'adam' listesinin tepesinde yer alan Aydın Örs hocamızın geri gelmesi, güzel bir topu göğüste yumuşatıp voleyi doksana çakma hareketi oldu benim için..

Ertuğrul hocanın arkasında 'abilik' yapacak Aydın Örs..
Erkek Basketbol Genel Koordinatörlüğüne getirildi..

Haydi Kocaman Aykut!
Sıra sende iki gözüm..

İade-i itibar süreci bu..
Daha çok işimiz var..

10 Haziran 2010

11 Numaralı Serseri


Konu nedir; Miroslav Stoch isimli vatandaşın Fenerbahçe'ye transferi.. Son söylemem gerekeni baştan belirteyim, çok sevindim.. 21 yaşında Chelsea'den, Uefa'nın 'yıldız adayı' diye lanse ettiği bir topçu almak çok keyifli.. Üstelik hatırladığım kadarıyla son dönemde en genç yabancı transferimiz..

Lakin takıldığım başka noktalar var..

Toplamda 3 tane maçını seyretmeyen insanların "süper yetenek" diye lanse etmesi rahatsız ediyor beni.. Akabinde ters manyel yapanlar da "ellerinde patlar", "vasıfsız topçu" diye eleştirileri komik geliyor.. Eredivisie maçlarını hangi kanalın verdiğinden bile haberi olmayan çoğunluğun yorumlarına kaldın sevgili Stoch kardeşim..

Video'lardan topçu beğenmek, menejerlik oyunlarından özellikleri eklemek, istatistiki bilgilerle yorumlamak; bunlar artık yordu beni.. Önümüzde Dünya Kupası maçları var, kimse demiyor ki "izleyelim, görelim, neymiş bu velet, bu yaşta gitmiş Chelsea'ye"..

"Galatasaray'ın elinden kaptık" nidaları peyda oldu sonra.. Beni asıl gururlandıran konu şudur; 2 haftadır tüm medya kuruluşları "Stoch Galatasaray'da" diye yazdı çizdi, hatta resmi sitelerinde açıkladılar, komik oldu tabi.. Tam 2 haftadır yazdılar, çizdiler; fakat resmi transfer döneminin ilk gününde sessiz sedasız ayarı verdi Fenerbahçe.. Gitti, aldı, geldi.. Laf değil, icraat cümlesinin hakkını verdiler, yüreğimizi fethettiler..

Tüm bunların yanında bir de efsane geyikler dönüyor ki okurken çok keyiflendim, acaip neşeli çocuklar var gerçekten.. Hele ki Allah'ın Slovakya'lısının "Türkiye'de Galatasaray'dan başka takımda oynamam ben hacı" dediğine inanan adamla ben oturup sohbet etmek istiyorum.. Sabaha kadar, katıksız.. Akabinde Gürcan Bilgiç'in bu sene Twente'de kiralık oynayan ve kanat oyuncusu olmasına rağmen 10 golü bulunan Stoch hakkında "bu sezon Chelsea'de pek fazla forma şansı bulamayan bir adamı aldı Fenerbahçe" demesi.. Vay benim kardaşıma be.. Ha benim Gürcan'ıma be..

Yahu, Stoch kardeşim.. Bir halt ettin, geldin sevdamız Fenerbahçe'nin kapısına, iyi ettin, güzel ettin, hoşgeldin.. Fakat kulaklarını tıka, işine bak.. Garip bir ülkeye geliyorsun.. Daha sen gelmeden balon dediler, süper yetenek dediler, tarzı olmayan adam dediler, Türkiye'ye gelmiş en iyi yabancı dediler.. Bitin artık be.. Uzak durun biraz..

Herşeyi geçtim; serseri görüntüsü var delikanlının.. Eğer futbolcuların "numara tipi" varsa, bu çocukta kesinlikle 11 numara tipi var.. Umarım o formayı giyer..

Haydi hayırlısı..

8 Haziran 2010

90'ların Mahalle Maçları Mevzuatı



1. İyi oynayan iki kişinin aynı takımda yer almamasına dikkat edilirdi..
2. Maçlar minyatür kalede oynanıyorsa, penaltı boş kaleye ters şekilde topukla vurulurdu..
3. Kaleler tamamen hayali olurdu.. Kale direkleri arası adım ile sayılır, olmaları gereken yerler iki taş ile işaretlenirdi..
4. Hava kararınca, ezan okununca veya anne-baba çağırınca maç biterdi..
5. Üç korner, bir penaltıydı..
6. Topu patlatan parasını öder, patlak top ikiye kesilip kafaya takılırdı..
7. Frikiklerde "açıl biraz" denince "burası ali sami yen mi oğlum" şeklinde cevap verilirdi..
8. Takımlar kurulurken ilk oyuncuyu seçme hakkı, adım almayı iyi bilenindi..
9. Kaleci topu 3 kere sektirirse, rakibe "açılsana, 3 kere sektirdim" derdi, rakip açılırdı; efendilik vardı..
10. Top oyuncunun pek münasip olmayan bir tarafına gelirse, herkes "işe işe!" diye bağırırdı..
11. Penaltılarda kaleci değiştirilirse, 2 penaltı atılırdı.. Eğer ilk penaltı gol olursa ikincisi atılmazdı..
12. Abanma ve burun vurmak yoktu, vurulursa eleştirilip kınanırdı..
13. Tanju, Rıdvan, Metin, Aykut, Ali, Feyyaz, Hakan, Hami gibi dönemin popüler futbolcularının adı alınırdı gol atıldığında..
14. Topun sahibi tüm kuralları koyar, takımı kurar, kaleyi seçer, istemediği kişileri topuyla oynatmazdı.. Kraldı..
15. Klişe laflar vardı.. Mesela; "at bakayim abinin kıllı göğsüne!"
16. Elin avantajı olmazdı.. Oyun değil hayat dururdu..
17. Bel üstü gol sayılmazdı..
18. Taçtan kendi önüne atıp başlatılınca, taç değişirdi..
19. Maçı izleyen küçük bir grup varsa, penaltı olup olmadığına o karar verirdi, saygı vardı..
20. Maçlarda eğer iddia varsa ödüller genel olarak algida max, eskimo, meybuz, 2,5 litrelik kola gibi ürünlerden oluşurdu..
21. Pas vermeden sadece çalım atarak gol atılırsa sayılmazdı..
22. Frikiklerde baraj mesafesi, frikiği kullanacak olan kişinin koca bir zıplayışının akabinde 3 koca adım atmasıyla belirlenirdi.. Büyük atılan adıma karşılık olarak rakip takım "sen tuvalete de mi böyle gidiyon?" diyerek ortalığı kızıştırırdı..
23. Top, oyun alanı içerisindeki herhangi bir arabanın altına kaçarsa büyük bir şevkle arabanın altına yatılıp top alınırdı. Çünkü topu ilk kim kaparsa o takımda başlardı..
24. Gol olduktan sonra eğer tartışmalar olursa ve golü yiyen takımın bir oyucusu golü kabullenirse rakip takım direk o kişiyi yüceltip "adamın gol diyo" diyerek golü alırlardı.. Golü kabullenen kişi de kaleye veya defansa alınırdı..
25. Varsa, hakeme yapılan en dolu dizgin hakaret; "hakeme gözlük, eline de sözlük"tü..
26. Oynayacakların sayısı eğer tek ise, güçsüzlerden biri devre değiştirerek gönlü alınırdı.. Buna "devrelik" denirdi..
27. Penaltılarda eğer takımınız açık ara farkla öndeyse kaleciye vurdurulurdu.. Ama en güçlü forvetiniz penaltıyı kullanacaksa, hemen rakip kalecinin gönlü alınırdı; "merak etme olm, teknik vuracam"
28. Sabit bir kaleci yoksa 2 golde bir veya dakika usulü oyuncular aralarında değişirdi.. Kalecilik sırası "sondan bir" diye kim bağırırsa, o kişiden geriye sayılırdı..
29. Dizde veya ayak ucunda top sektirerek kaleci sırası belirlendiğide olurdu (genellikle 9 aylık veya 21 aylık gibi oyunlarda)..
30. Bir de "kaleci-oyuncu" kavramı vardı.. Takımların genellikle iyi oyuncuları bu kutsal göreve kendilerini adarlardı..
31. Eğer bir oyuncu faule maruz kalmışsa ama devam etmek istiyorsa, rakip futbolculardan birinin yürümesini dahi bahane ederek; "adamın devam ediyor, bak" derdi ve pozisyon devam ederdi..
32. Milli birlik ve beraberliğimiz mahalle maçlarında başlamıştır.. Önce maçlar yapılır.. Centilmenlik skora yansımazsa sopalar, taşlar konuşurdu..
33. Unutulmaz "atan alır spor" vardı.. Eğer top kime çarpıp çıkmışsa, topun gittiği yer neresi olursa olsun koşa koşa gidip alırdı..
34. Mahallenin abileri kaleci alıştırırlardı ve buna göre puan verirlerdi.. Aralarında kavga eden çocukların puanı kesilirdi..
35. Skor ne olursa olsun akşam saati yaklaştığında "golü atan kazanır" kuralı işlerdi..
36. Maçlardan sonra su sırasına girmek ayrı bir davaydı ve mutlaka koşa koşa gidilirdi.. Genellikle yaşlı amca veya teyzeler, zemin katta oturanlar bu işin acımasız kurbanlarıydı..
37. El kasti değilse o top direkt kaleye kullanılmaz, "kasti değil ki oğlum, gol olmaz" denirdi..
38. Eğer kaleci dahil herkes çalımlanmışsa; o top çizgiye kadar götürülür, ya popo dürtmesi yada yere yatıp; kafa, burun, alın gibi vücut kısımlarının dürtmesi ile gol atılırdı..
39. Kalecinin degajla gol atabilmesi bir yetenekti fakat yene de gol sayılmazdı.. Karşılıklı atışmaların sonunda yoldan geçen herhangi biri hakem yapılırdı ve sonuca o karar verirdi..
40. Para o zamanlar kolay bulunmadığından maçın hangi takım tarafından başlatılacağına bir tarafına tükürülmüş düz bir taşın havaya atılıp "yaş mı, kuru mu" seçiminde doğru tarafı bilen tarafın başlaması yöntemi ile karar verilirdi..
41.Kaleler taştan olduğu için atılan şut önce defansa çarpıp sonra taşın üstünden geçtiyse şutu atan takım gooll diye yaygara çıkarırdı.. Rakip takımın "gol değil, kale üstü" cevabına, "gol yoksa korner o zaman, ver topu" diyerek ayar verilip, racon kesilirdi..

Vay gidi be..

7 Haziran 2010

Mehmet Duru Röportajı

1962’nin Mersin’inde gelmiş dünyaya Mehmet Duru.. 13 yaşında Hürriyet çocuk kulübünde yayınlanan ilk karikatürü sonrasında kendisini o çocuk denecek yaşta dahi karikatürist gibi hissetmiş.. Zira bunun bir sebebi var.. Şimdiki mizahçıların bile büyük saygı duyduğu, Türk mizahının yapı taşlarından olan Gırgır, Fırt ve Çarşaf dergilerinde amatör olarak çizmesiydi..

Dönemin genç
liğinin elinden düşürmediği Gırgır’a çizerken, tatil beldelerinde portreler çizerek geçimini sağlamaya çalıştı Mehmet Duru, 13 yaşında..

1980’den sonra ise Günaydın, Bulvar, Bugün ve Sabah gibi çeşitli gazetelerde hastane, polis ve adliye muhabirliği yaptı.. Bu alanda gösterdiği kişisel başarılardan ötürü ‘istihbarat şefliğine’ kadar yükseldi.. Bunun yanında karikatür aşkını icra etmekten geri kalmadı hiçbir zaman.. Daha sonra çalıştığı gazetelerin kapanmasının (Günaydın ve Tan) ardından çeşitli magazin dergilerinde Genel Yayın Yönetmenliği yaptı..

Son dönemlerde ise eski adı Öküz, yeni ismi Hayvan olan aylık kültür fizik dergisinde sıra dışı insanlarla “Öteki Hayatlar” adı altında röportajlar yaptı..

Onu tanımama vesile olan asıl mevzu ise çizmiş olduğu dev pankartlardır.. O sağlam karikatürist kimliğini, kendi sevdası da olan sarı lacivert re
nklere gönül vermiş gençlerle birlikte, yorgun gecelerde yaptığı ciddi icraatlardır..

Daha yakından tanımak adına sorularım olacak ken
disine.. Kabul ettiği için teşekkür ediyorum..


***** ***** ***** *****

-Klişe ile başlanır ya şu röportaj dalgasına, öyle yapalım.. Nasıl Fenerbahçeli oldun hocam?
-Fenerbahçe Mersin'e gelmişti.. 6-7 yaşındayı
m o vakit.. Arkadaşlarımızla birlikte futbolcuları yakından görmeye gittik.. Cemil Turan saçımı okşamıştı.. O andan beri Fenerbahçeliyim..

-Efsane olmuş pankartları çizdin, hepsi b
aşarılı çalışmalar.. Bu pankartları tribünde görünce ne hissediyorsun?
-Ruhsal orgazma ulaşıyorum.. (bu sırada 'bak yazarım hepsini' diye tehditvari cümleme istinaden; "ne yani Giray, i.neler gibi 'çok mutlu oluyorum' filan mı diyeceğimi sandın.? Yavşakça cevap istiyorsan 'ayy ne mutlu o
luyorum, dünyanın en mutlu kişisi ben oluyorum' mu diyeyim" diyerek bana da verdi ayarı..)

-Bu cevaptan sonra aklıma Hayvan/Öküz dergisinde hazırladığın röportajların geldi usta.. Dergi okurlarından değil ama okuyan, şahit olan farklı isimlerden tepkiler aldın hep, adab-ı muhaşereti aştığ
ına dair.. Tarzın mı bu?
-Aynen budur kardeşim! Ben doğal insanım, yapmacık şeylere tahammül edemiyorum. Bu konuda bir çok televizyondan, çalıştığım ga
zetelerden kovuldum... Yani adamların g.tü yemedi beni yanlarında çalıştırmaya! Çünkü paldır küldür mevzulara giriyorum...

-Hocam hatırlıyorum da, "röportaj
larımı yayınlayacak yürekli yayınevi sahipleri arıyorum" demiştin..
-Aynen öyle demiştim ama o kadar t.şaklı yayınevi bulamadım! Herkes 'yusuff yusuff' ediyor!

-Şu sıralar ne yapıyorsun peki usta?
Bildiğim kadarıyla Deli Dolu dergisini hazırlıyordun?
-Boyumdan büyük işlere girdim kardeşim, devlere başkaldırdım... Doğal olarak işlerine gelmedim ve beni dört koldan boğdular! Onu anlatmak uzun hikaye ama tek başıma dergiyi çıkardım, yanımda bir oğlum vardı... Di
ğerleri sadece dergiye yazdı çizdi... Derginin basma parasını, dağıtma mevzuları, hamallığı gibi pis işlerine oğlumla beraber koştuk hep... Alemde türlü kahpelikler yaşanıyor, bende o kahpeliklere kurban gidenlerdenim denilebilir... Ama halen inatla dergimi devam ettirmek niyetindeyim!

-Anladığım kadarıyla, muhalif olmaktan, agresif yapıdan dolayı hep birşeyleri kaybetmişsin.. Kazandığın çok şey vard
ır mutlaka..
-O. çocukları olduğu müddetçe ben hep
muhalif olacağım.. Kazanmak derken; başkalarının kaybetmek olarak gördüklerini ben kazanmak olarak görüyorum... Birilerine yavşaklık yaparak, boyun bükerek, el sıvazlayarak, g.t yalayarak bir yerlere gelinecekse, ben o biryerlere sokayım kalemimi! Belki milyarlarım gitti, ama milyarlara satın alamayacağımız tecrübeler edindim...
 

-"mizah soldan beslenir" diye bir söz var, klişedir.. Nedir bunun tam anlamı?
-Mizah sağdan da soldan da beslenir, ama doğruyu görme adına sol düşünce ağır basar. Yani mizah işçiyi, emekçiyi, çift
çiyi savunur. Mizah yol gösterici ve herşeyden bir adım öndedir, düşünsel anlamda. Solun ve sağın asıl kaynağı nedir biliyor musun? Kralın solundakiler emeği savunmuş, sağındakiler de kapitalizmi savunmuş ve öyle de süregelmiş... O anlamda tabi ki mizah soldur özünde... Sol çünkü başkaldırıdır... Çünkü sol emektir, özgürlüktür barıştır.. Doğal olarak mizah da soldur..
 

-Peki Fenerbahçe.. Aşkınız için birşeyler yapmak, uğraşmak, sabahlara kadar arkadaşlarınızla çalışmak ve sonunda "Fenerbahçe Spor Kulübü pankartlarını profesyonel şirketlere yaptırıyor" damgası yemek..
-Onları kaale bile almıyorum.. Sadece
dürrüklük yapıyorlar! Pek üstüne konuşmaya değmez...



-Hocam sokağa çıkalım biraz.. Hababam Sınıfı'nın tümü neden Fenerbahçeli? Veya Cilalı İbo ne diye debeleniyor ki "vay mı lan Feneybahçe'ye yan bakan" diye.. En olmadı Turist Ömer'i anlat bize; neden kabilenin tanrısı olduğunu anladığında ilk olarak "Bağırın ulan o zaman, en büyük Fener diye" bağırtmıştı yamyamları.. Halkın takımı Fenerbahçe söylemini doğrulamıyor mu tüm bunlar?
- Aynen kardeşim... O geçmişteki jenerasyon, bir de bugünün hip-hop gençliği, varoşlardaki bir çok yeni yetişen gençler, neden Fenerbahçeli? Fenerbahçe halkın, özellikle genç kesimin gözdesi... Fenerbahçe bir sevda, Fenerbahçe bir heyecan, Fenerbahçe içimizi titreten... Fenerbahçe'nin maç yapmadığı bir hafta dikkat edin, sanki o hafta hiç maç olmamış gibi yavan gelir insanlara...

-Nazım'ın sözü vardı, ilk gi
ttiği maçtan sonra yazdığı; "Ben, iki gözüm, spordan anlamam ama, şimdi neden Fener'in taraftarı, Galatasaray'ın balosu, müsameresi çoktur, bunu anladım işte.. Sporda da olsa, halka dayanalım vatandaşlar! Halka, kapılarımızı geniş açalım iki gözüm.." diye..
-Galatasaray elit kesime hitap eder... Burjuva kutlamaları var. Hani aristokrat bakışı, adama bak, sanırsın 10 senedir Fener'i hep yenmiş gibi tepeden bakmalar filan.. Şimdi Beşiktaş taraftarına bakıyorsun, Fenerbahçe'den başka dertleri yok gibi... Oysa insan şöyle bir bakar kendi sahasına, bir de Saraçoğlu'na bakar yahu... Fenerbahçe taraftarına bir yandan Galatasaraylısı bir yandan Beşiktaşlısı, diğer yandan öteki takımlar birleşip laf söylediklerinde tepkisini sokaktaki adam gibi verir Fenerbahçe.. Taraftarı çarşıdan, su ad
adan değildir çünkü, sokaktandır... Fenerbahçeli çeşitli alicengiz oyunlarından anlamaz, doğrudan söyler sözünü... Sonuçta halktır, halk çocuğudur... Ne burjuvalık vardır, ne aristokratlık; doğal olmayı sever Fenerli... Bakın dikkat edin; Babası zengin olan Fenerbahçe taraftarı gençlere, sokaktan kopmamıştır. Kendisini zengin çocuğu gibi göstermek diye bir derdi yoktur... Genelde bu böyledir... Neden diye soracak olursanız taraftarlar birbirlerini etkiliyor, benzerlikler ondan kaynaklanıyor... İyi yoldayız...

-Vamos Bien hakkında ne düşünüyorsun peki.. Hayata, futbola ve Fenerbahçe'ye soldan bakanların ortak sesi, ortak hareketi..
-Tam olarak Fenerbahçe prof
ilini anlatıyor Vamos bien.. Emek, Halk, Sol, Tribün, Demoksi... Bütün önemli kavramları bünyesinde tutuyor bu grup... İçinde özgürlüğü, barışı ve demokrasiyi barındırıyor.. Ben şahsen bu grubun büyümesini, geniş halk kitlelerine ulaşmasını istiyorum. Mesela fahri üye olarak Kemal Kılıçdaroğlu'nu alabilirsiniz... Malum Recep Bey "Fenerliyim" dedi oyların büyüğünü götürdü, en azından Kılıçdaroğlu ondan hayli hayli iyidir...

-Hocam; Grup Ck, Ünifeb ve Vamos Bien kardeşliği hakkında neler diyeceksin?
-Valla ben çok sevdim... Dileğim şudur ki; Tribün birliği kurulsun, tüm tribüncüler bu üçlüden ilham alsın... Bu kadar güzel bir beraberlik ben daha görmedim. Bir de ben bu çocukları hakikaten çok seviyorum kardeşim... Ne bileyim, bir de sevmemek elde değil. Yani adamlardaki bu sevdaya bak.. Evde annesi dese ki 'al şu süpürgeyi süpür buraları' süpürmez ama pankart yapılırken süpürmek ne kelime, çocuklar
işin hamallığını yapıyorlar... Bu yüce sevdaya bak sen! Basit birşey değil bu, saygı duyulası bir olay... Bu yüzden seviyorum bu adamları.. Ha birde çok saygılılar, dikkat ettim... Kendi aralarında çok ileri derecede makara kukara olmalarına rağmen büyüklerine karşı bir o kadar saygılılar..

-Peki usta, Fenerbahçe için son söz? (diye sordum ama, cevap vermesini istemedim.. Son sözü burada..)


fotoğraflar http://mehmetduru.net/ 'ten alınmıştır..

857 Lira Beş Kuruş'a Deplasman Kombinesi


857 lira beş kuruş, deplasmana kombine..
Yanında; bilet sırasında çektiğin sıkıntılar, taraftar kart tatavası, bazen yediğin joplar, sırada insan yerine konulamamak, otobüs masrafları, işten kaçma süreçleri, ekmek almaya çıkıp ertesi gün evi arayıp "anne ben diyarbakır'dayım" telefonları, bilet sırasındaki görüntüleri işte olduğumuzu zanneden patronun seyretmesi..

Yani demem o ki, sadece 857 lira beş kuruş değil mevzu..
Mevzu çok başka..

2009-2010 sezonu kulüplere göre deplasman fiyat listesi..
Ne kadar çok şey anlatıyor aslında..

Fazla yorum yapmadan, görünenleri tekrar etmek isterim;

Deplasmandaki maç için cebinden en çok para veren taraftar :
1- Fenerbahçe : 857.5
2- Galatasaray : 733
3- Beşiktaş : 619
4- Trabzonspor : 362
5- Bursaspor : 307

Misafirlerinden en çok parayı toplamaya çalışan kulüpler :
1- Galatasaray : 710
2- Fenerbahçe : 567
3- Denizli : 510
4- Beşiktaş : 490
5- Kasımpaşa : 480

Bak sen şu işe;
* Denizlispor ve Antalya'nın 3 büyüklere uyguladığı fiyat politikası..
* Manisaspor'un Galatasaray maçındaki bilet fiyatları..
* Kasımpaşa'nın Fenerbahçe ve Galatasaray'a karşı tutumu..
* Ankaragücü'nün Bjk ve G.Saray'dan aldığının neredeyse iki katını Fenerbahçe'den istemesi..
* Kayserispor tamamen yorumsuz bir olay..
* Eskişehir'in Galatasaray'a karşı farklı fiyat sunması..

Trabzonspor, Bursaspor ve İstanbul B.B'yi standart fiyatlarından ötürü tebrik ediyorum..

Ha, sözün özü..
Engellemeye mi çalışıyorsunuz?
Yerse..





Tabloyu oluşturan Lunatic'e teşekkürler..

31 Mayıs 2010

The Great Dictator

Özür dilerim, ama ben bir imparator olmak istemiyorum.. Bu benim işim değil.. Ben kimseyi yenmek veya yönetmek istemiyorum.. Ben, mümkünse herkese yardım etmeliyim; musevi, musevi olmayan, siyah veya beyaz olana.. Hepimiz birbirimize yardım etmek isteriz.. Bu insanlığın getirdiği bir olay.. Birbirimizin perişanlığıyla değil, mutluluğunu görmek-yaşamak isteriz.. Birbirimizden nefret etmeyi ve küçük görmeyi de istemeyiz..

Bu dünyada herkes için bir yer var ve dünya hepimizi geçindirecek kadar zengin.. Hayat yolu özgür ve mutlu olabilir, ama biz bu yolu kaybettik.. Hırs insan ruhunu zehirledi, dünyada nefretle dolu barikatlar kurdu, kan dökme ve acının içine sürükledi.. Hızımızı artırdık ama kendimizi kilitledik.. Bize zenginliği veren mekanizma, bizi isteklerin içinde bıraktı.. Bilgimiz bizi alaycı, zekamız sert ve kırıcı yaptı.. Çok düşündük ama az hissettik.. Makinelerden çok insanlığa ihtiyacımız var, zekadan çok da iyilik ve kibarlığa.. Bunlar olmadan hayat vahşi olur ve bizler de kayboluruz.. Uçak ve radyo bizi daha çok biraraya getirdi.. Bu buluşlar insanlığın iyiliği, evrensel kardeşliği ve birliği içindi.. Şimdi bile benim sesim bütün dünyada suçsuz yere hapse atılmış ve işkence görmüşlerden, sistemin kurbanlarına ve ümitsiz insanlara kadar milyonlara ulaşıyor..

Beni duyanlara sesleniyorum, ümitsizliğe kapılmayın! Üzerimizdeki bu acı, insanlığın ilerlemesinden korkanların hırsı yüzündendir.. İnsanların nefreti geçecek, diktatörler ölecek, halktan alınan güç tekrar halka iade edilecektir.. İnsanlar ölmeye devam ettikçe, özgürlük hiçbir zaman yokolmayacak..

Askerler!
Kendinizi köleleştiren, küçümseyen, ne yapmanızı ne hissetmenizi söyleyenlere vermeyin.. Sizi deneyen, sürüymüşsünüz gibi sürenlere, savaş zaiyatı olarak sunanlara karşı koyun.. Siz makina ya da hayvan değil, insansınız! İnsanlığın sevgisini yüreğinizde taşıyorsunuz! Nefret etmeyin! Sadece sevmeyen ve normal olmayanlar nefret eder..

Askerler!
Kölelik için değil, özgürlük için savaşın! Luka'nın 17. kısmında, Tanrı'nın krallığının insanların içinde olduğunu, seçilmiş bir topluluğun değil bütün insanların içinde, arasında olduğunu söylemekte.. Makineleri ve mutluluğu yaratacak olanlar da bu insanlardır, özgür ve güzel bir hayatı yaratacakları gibi.. O durumda, demokrasi adına bu gücü biz kullanalım.. Hepimiz birleşelim.. Yeni, gençlere çalışma, yaşlılara güvenlik veren bir düzen için savaşalım..

Bunların yanında, sertliğin gücü artırdığını söylerler.. Yalan söylüyorlar! Bu sözlerini hiçbir zaman tutmayacaklar.. Diktatörler kendilerini özgürleştirirken insanları köleleştirirler.. Şimdi biz sözümüzü tutmak için savaşalım.. Özgür, sınırları kaldırılmış, açgözlülük, nefret ve şiddetin olmadığı, dünyayı ilerlemeye, insanlığı da mutluluğa götürecek şeyler için savaşalım..

Askerler, demokrasi adına, hepimiz birleşelim!


Chaplin : 1
Faşizm : 0

26 Mayıs 2010

7 Kelepçe

Trabzonspor maçında çıkan olaylardan ötürü 10 kişi tespit edilmiş kameralardan.. 26 Mayıs sabahı erkenden uyanan Türk Polisi almış bu arkadaşları içeri.. 7 tanesi tutuklanarak cezaevine alındı.. Konu; "mala zarar vermek"..

Emniyet kamerasıyla belirlenen bu kişiler, Telekom tribününde çıkan olaylardan sorumlu tutulmuş.. 7 kişi içersinde farklı tribünden olan, ispat edilen taraftarlar bile var üstelik.. Nasıl bir kamera tespitidir bu, çözemedim.. Tek cezanın yine taraftarlara kesildiği bir olay..

Tribünleri galeyana getirip anons rezaletini taraftara yaşatan adam dışarda.. Bu rezalete sebep olan yönetim başımızda.. Tepki gösterenler içerde.. Ha benim kardaşıma..

Biber gazının bile elmalısını çok gördüler.. Jop diyorum, misal, kırmızı kurdaleli filan olsa ya.. İşe renk katsak biraz artık, dalgamıza baksak.. Her halükarda tüm ışıklar sönecek ve spotlar bizim başımızın üstünde yanacak.. Hep 'kalabalık' suçlu olacak.. Ortak tepki olumsuz önyargılara gark olacak..

Ben nacizane kendimi ihbar ediyorum.. Kadıköy'de oynanan Manisaspor ve Denizlispor karşılaşmalarında, Telekom tribünündeki tuvaletin klozet kapağını kaldırmadan işedim.. Yaptım bunu ve ısıtmaları bile olan stadımızın tuvaletlerinde kamera olmadığının farkına vardım.. Ve orada kendimi yalnız hissettim.. Suçlu hissettim.. Bu sebeple bu yanlışımın cezasının kesilmesini talep ediyorum.. Sezon ortasında kış aylarına müteakip bulunduğum bölgedeki ısıtma sönsün mesela.. Veya ne bileyim, sosisli 7 liradan değil 15'ten, ufak su 1.5 liradan değil, 5 liradan satılsın bana.. Polis aramasında bozuk paralardan ziyade kağıt paralarımı bile alsınlar..

Kuşdili'nde oturan vatandaşlar sesten rahatsız olduğu için bundan sonra stadta ıslık çalmak yasak ve ciddi yaptırımları olsun.. İki orta parmağını dişleri arasına alıp, dili hafif dışarda, tükürükler 12 istikametinde ilerlerken görüntülenmiş olan taraftarın vay haline..

Taraftarların 'sürekli' tek suçlu olmasından gayri, içeri alınan arkadaşların savunmalarını okuyan yetkililerin surat ifadesini merak etmekteyim.. İki cümle büyük dalga konusu olacaktır; "sadece ben mi kırdım o koltuğu, herkesi getirin, yada beni bırakın" diğeri ise; "dayı sen beni suçluyorsun da, ben orada değildim, senin kafan mı güzel" olacağını tahmin ediyorum..

Öyle garip bir gündem var ki, saçmalamamak elde değil..
Yukarıda boş boş yazdıklarımdan ziyade, bir iki ciddi kelam etmem gerekirse o da şudur ki; bu üzücü durumu sayfalarına taşıyıp bildiri olarak yayınlayan taraftar grupları içerisinde tek bir isme yönelmiş olan, bencillik yaptığını düşündüğüm Genç Fenerbahçeliler grubu -bana göre- ayıp etti.. Tüm Fenerbahçe taraftarını temsil ettiğini belirttiğin bir platformda isim ayrıştırması yapmadan, tüm arkadaşlarımızın acısını aynı cümlelerle dile getirmek daha şık olacaktı..

Ve son olarak, içeri alınan 7 arkadaşımızdan biri olan Emir'in annesi Melike Hanım der ki; "O çocuklardan birisinin annesi olarak çok üzgünüm, o Fenerbahçe'yi fazla sevdi"

Sıradaki parça anonsu yapan dicey'e girsin..
-seven'ler gece ölür..


Sayılmaz


İtalya'nın devi İnter Şampiyonlar Ligi kupasını kaldırdı..

Julio Cesar - Brazilya
Maicon - Brazilya
Lucio - Brazilya
Samuel - Arjantin
Chivu - Romanya
Cambiasso - Arjantin
Zannetti - Arjantin
Sneijder - Hollanda
Eto'o - Kamerun
Pandev - Makedonya
Milito - Arjantin
Jose Mourinho - Portekiz


21 Mayıs 2010

Sığdıramadık


Heybetinden sığdıramadık yere göğe, sevincimizi de, üzüntümüzü de..

Unutulmaz Replikler / 3


tanrı sana ne der; bak ama dokunma, dokun ama tutma, tut ama tadına bakma.. sen bu çelişkiler içinde kıvranırken o yukarda kahrolası göbeği çatlayıncaya kadar sana güler..

-Şeytanın Avukatı-


sana gülmüyoruz, sana doğru gülüyoruz..

-Ölü Ozanlar Derneği-


-sevgili sayın ve pek muhterem rıfat bey ağabeycim, asumana olan meylimi biliyorsunuz. tanıdığınız bildiğiniz, mahallenizin çocuğu ibrahim olaraktan asumana talibim. kendisinin başka biriyle evlenmesini hiç de uygun bulmuyorum. hem mahallemiz bakımından, hem genel bakımdan..
-yav ibrahim, asuman çocuk, yani çok küçük.

-asuman çok küçük değil, ibrahim çok mu büyük demek istiyorsun yani sen

-hayır ama ibrahim sen de çok küçük değilsin, aramızda on yaş yok

-hasiktir be rıfat abi.


-Pardon-


kadınlar, kendilerini güldüren erkekleri ağlatırlar

-Son Ders-


eskiden çok konuşurdum.. baktım hiç bir faydasını görmedim, bende bıraktım..

-Organize İşler-


ressam olur bazıları başkalarının kalbini kazıya kazıya, ya da resim olurlar senin gibi kazına kazına..

-Dar Alanda Kısa Paslaşmalar-


sen artık yıldız görebiliyor musun inci? bizim göğümüzün bir tek gündüzü var.. senin göğünde akşam oluyor mu?

-Uçurtmayı Vurmasınlar-

Anadolu Hezeyanı



"Sana Çok Bile Bu Kupa Fenerbahçe"

Süt güğümüne benzer bir teneke üzerine yazılan bu ibare Bursaspor'un adına şan mı katacak, Fenerbahçe'yi mi küçültecek? Izdırabınızı anlamış değilim fakat düşman kazanmaktan başka birşey değildir bu..

Anadolu'dan çıktı şampiyon diye sevinenlerin bile neşesini yarıda bıraktı bu görüntü.. Anadolu kültürünün hezeyanına kapılmış bu gençler.. Acıların üzerine mutluluk kurmak var mı Anadolu'da.. Bir alt konuda Aykut Kocaman'ın 1996'da söylediği sözü veya benzerini ifade edebilecek bir babayiğit var mı bu dönemde? Yoktur, beklenemezde zaten..

Bırakın acımızı içimizde yaşayalım, deyyuslar..
"Herkesin derdi Fenerbahçe olmuş, demek ki zamanında iyi koymuş" edebiyatı mı yaptıracaksınız bizlere? Çocuk oyuncağına mı döndüreceğiz bu sayfaları..

Kimsenin Anadolu'yu temsil ediyorum ayağına kıçı başı oynamasın.. Anadolu Kadıköy'den başlar! Kıçınızın yerini bilin..



20 Mayıs 2010

Kocaman Yürek


"Bütün sezon uğraşıyorsunuz, bütün emekleriniz tek maçla heba oluyor.. Kendi galibiyetimize seviniyorum ama Trabzonlu arkadaşlarım için de üzülüyorum.."
5 Mayıs 1996

17 Mayıs 2010

Yüzümüzdeki Çizgilerin Var Bir Sebebi


10 yaşındayım, şampiyon olduk..
1996..
10 yaşında bitirim işte, ne anlayacaksın topçusundan, başkanından.. Dereağzı'nın önünden geçer de, dizlerim titrerdi.. Hani şu bakkaldan artan paraüstlerini biriktirip Kadıköy'e kaçmaya başlamamışım daha.. Tek mevzum evde maç seyreden abimin yanına çöreklenip "hangisini tutuyon" diye sataşmak, veya hiç sormadan sağ üst köşeden yenilen takımın hangi renkte forma giydiğini öğrenip, onları tuttuğumu ifade etmekten ibaretti.. Mağlup olan takımı tutuyordum konu Fenerbahçe değilse.. Zaten 2 ayrım vardı o vakitler benim için.. Biri Fener'in maçı, diğer "yabancıların maçı"

Sokaktaysam, top koltuğumun altındaysa, akşam Fenerbahçe'nin maçı varsa, evin kapısını gözetlerdim; abim veya babam gelsinde yanlarına oturayım diye.. Babamın ne zaman geleceği belli olmazdı, müzisyen bir babanın oğlu olmak, belirsizlik, kısmen yalnızlık, çokca sessizlik.. Neyse, abim genç filinta tabi, dışarda seyredecek maçı.. İkisi yoksa zaten annemin pembe dizi egemenliğine tek başıma son veremiyordum..

Tek başıma seyrettiğim bir maç..
96..
Olduk mu bir de şampiyon!

Televizyonun başında yüzüm gülerken ağlamaya başladım.. Tek derdim ertesi gün okulda sınıf arkadaşlarıma -o yılların revaçta kalıplarıyla- gider yapabilmekti.. Bu kadar basit bir sebebim vardı 96 şampiyonluğunda.. Ağlamak ama öyle basit bir kelimeyle anlatılacak gibi değil.. "Gülerken ağlamak" olgusunu ben 14 sene önce yaşamıştım bir çokları gibi.. Başım ellerimin arasında, saçlarım avuçlarımda kalmış, gözlüklerimin camları ıslanmış, yanaklarım kırmızı, ensem ateş gibi.. Sonra annem duydu seslerimi.. "Oğlum sen Fenerbahçeli değil misin, bak şampiyon oldunuz işte, hadi oğlum, ağlama bak" diye sevincimden ağladığımı zannederek birşeyler söylemek istedi.. Annem işte, bir anne ne kadar Fenerbahçeli olabilirse o kadardı..

Üstüme eğilmiş beni kaldırmaya çalışıyor yerden, ben 40 santim önümdeki televizyona bakarak dövünüyorum.. Televizyon Oğuz ve Aykut'u gösteriyor.. Fenerbahçe ile bir bağlarının kalmadıklarını anlatıyor o ses.. Uzaklaştırıldı diyor, kovulduklarını söylüyor..

Benimkisi orada, o anda, o ses tonuyla, o fotoğraf karesiyle ve o gözyaşlarıyla gelen bir Fenerbahçe aşkıydı.. Yüzümüzdeki çizgilerin var bir sebebi.. Herkese aşinadır bu acılar.. Kolay değil yaşadıklarımız.. Basit şampiyonluklar bırakmadık geride.. Şimdi, bu kalabalık gündemin içerisinden hangi konuyu tutsam kanlar içinde elimde kalacak.. Kime yetiştireceksin lafını, kime anlatacaksın.. Hangi saldırıyı göğsünde yumuşatıp çakacaksın voleyi.. Değecek mi peki beynini yormaya, kendini yıpratmaya.. Ne olacak bunları yazınca, çizince..

Kalabalık gündemin içinde tebeşir tozu attığımız daum mu, yönetim mi, vesikalının evladı hakan bingül mü var? Kim ağlatabilir lan beni artık! Kimsiniz siz!?

Uzak durun..
Daha yakın olabilmek adına 40 santimden bakarım ben televizyondaki çubuklulara..
Uzak durun siz, kirlenmeyelim daha fazla..
Yaklaşmayın bana, gelme daha fazla, bozulmasın forsunuz..
Ne yazıyoruz biz, en anlatıyoruz ki..

Zaten özünde gözyaşlarıyla gelmiş bir Fenerbahçeliliğe nasıl leke sürebilirsin ki daha fazla!

Gençliğimin katilisin sen Fenerbahçe..
Seviyorum ulan seni!

15 Mayıs 2010

Sen Koy Adını Bu Saçmalığın


Ne yazılabilir, ne anlatılabilir bilemiyorum.. Her zaman söylediğim birşey var yalnız, 14 Mayıs 2006, bu camianın yaşadığı en büyük travmadır.. Ne rahat olabiliyoruz, ne stresi kaldırabiliyoruz.. Normal olamıyoruz.. Kısacası heyecanımızda, gevşekliğimizde ayarsız oluyor..

Trabzonspor maçı için bilet telaşına düşenler, karaborsacılara meyil vermek 'zorunda' kaldılar (Sözü gelmişken afedersiniz ama onların belası g.tünden gelsin).. Biraz çevresi olduğu zannedilen her insana biletix muamelesi yapmak ayrı bir dert iken, sene boyu piyasada görünmeyen tatlısu Fenerbahçelileri yana yana en umutsuz ses tonlarıyla ararlar ve "haber bekliyorum"la kapatırlar telefonu.. Bu mevzu tribün lügatında artık bir 'klişedir'.. Zincirleme çirkinlikten öteye gitmez..

Çünkü öyledir bu bizim toplumda; havalimanında çalışana free shop sorulur, üç beş kuruşu denk getirip kombine bileti alan vatandaşa 'bu maça gidecek misin' diye sorulur, gsm operatörünün müşteri hizmetlerinde çalışan vatandaşa 'özel numara bulabilir miyiz' diye yakınılır ve bu liste feci bir şekilde uzar gider.. Herhangi bir eve doktor ahbabımız geldiğinde oluşan senaryoyu söylemiyorum bile..

Günümüze dönecek olursak, gündemimizde, yada benim gündemimde çok şeyler var.. Kelime kelime parçalasam bu beyaz boşluğa, çıkan olgulardan tek bir cümle kurmak imkansıza yakın noktada.. Dusseldorf kargoları, koreografi, kombine takas, havaş, meşale, yoğurtçu parkı, pankart, maç sonu, vamos bien, kahvaltı, bilet, rapor, şampiyonluk, organizasyon, set pankartı bla bla..

Zorlasam tüm duyguları yaşayabilirim aslında.. Pazar sabahı çalışacak olan her insan gibi gereksiz bir gerginlik.. Haftaya pazar gününden başlamak ve şampiyonluk sevincinin akabinde sabahın ilk ışıklarında ayılabilmek, dinç görünmeye çalışmak, sakal traşı olabilecek bir yer bulmak ve işe gitmek.. Bunları düşünmek zorunda olmak.. Yada son derece gevşek bir şekilde 'caddeye uğrarız, sonra parka döneriz hacı' geyiklerine 'eyvallah' çekmek.. Kavram karmaşası içerisinde yüreğim çarpıyor..

Ne kıyak olurdu ama derdin tasan olmasa, tek mevzun Fenerbahçe olsa.. İşte aslında güzelliği burada başlıyor zaten.. Hayatının ortasına yerleştiriyorsun ama hep zoraki yaşıyorsun.. Yoksa akıllı insan işimi bakkala ekmek almaya çıktıktan sonra ertesi gün evi arayıp "anne ben Erzurumdayım, merak etme" diye aramak.. Veya askerde ameliyatlık bir durumun olur, koca Girne Askeri Hastanesinde ameliyatından bir gün önce, rütbelilerin arasında, mavi önlükle Fenerbahçe-Galatasaray maçı izlemek, gollerde sesini çıkaramamak, sonra hastane odasında yorgana sarılıp ağlamak, hemşirelerin 'ameliyatını erteleyelim mi' diye sorması ve bir an önce oradan kurtulmak için bu teklifi elinin tersiyle itmek..

"Fenerbahçe sana para mı veriyor"un açıklamasıdır bu işte hayatının tam ortasında yaşamak bu duyguyu.. Hep zoraki, hem son anda.. Bizlerin ortak noktası Fenerbahçe değil, Fenerbahçe zaafımızı belli etmemizdir.. "3-0'dan 4-3" denildiğinde "hangisi" diye sormaktır bu stresli günlerin keyfi.. Efsane olmuş olayları geç, basit şeylerde sinir boşalması yaşamaktır.. Rakip takımın arasında kalmış, tartışan fakat yalnız kalan Olcan'ın yanına gidip tek kolunu omzuna koyup diğer eliyle rakipleri iten Luciano'dur Fenerbahçe.. Bunu yıllarca konuşuruz işte.. Bir garip aşk işte..

18 saat kaldı 18. şampiyonluğumuza.. Bira, sigara, erken kalkmak, disko kralı, dusseldorf kargoları, soldanatak, uyumak gibi kavramların arasında kaldım yine..

İçim daralıyor gülüyorum kendi kendime, sonra duvarları yumruklayasım geliyor, garip sesler çıkartıyorum şarkı söylerim hesabına, kitaplarımı düzeltiyorum arada, bulaşık bile yıkadım az önce, odamdaki tiananmen square posterini düzelttim, şarlo flamalarının tozunu aldım, sigara küllüğünü boşalttım.. Telefon rehberini kurcalıyorum bu saatte kime sarabilirim hinliği, sonra yazı bitsin uyurum diyorum, yazı bitiyor, benim anlatamadıklarımı aşağıdaki video anlatıyor..

Sonra ben gidiyorum..
Hadi eyvallah..



14 Mayıs 2010

Mutlu-Korkak / Huzurlu-Tedirgin

Yer; Altıyol
Mekan; Dış / Gece
Diyalog; Fenerbahçe - Trabzonspor maç öncesi geyikleri

(pankart çalışmasından dönerken)
sezgin: Herkes birşey söylüyor.. Coşar bile "biz berabere kalırız, Beşiktaş kazanır, şampiyon oluruz" dedi, deli edecekler beni..
volkan: Armağan "kaybedip şampiyon oluruz" diyor..
giray: Hacılar bi herif var, adamın babası pek fazla ilgilenmezmiş futbolla filan.. Tatlısu Fenerbahçelisi.. Fakat 2-3 yıldır böyle ciddi maç önceleri rüyasını anlatıyor oğluna, bu da yazıyor bir yerde.. Rüyaları filan çıkıyormuş babasının, geçmiş konularına baktım adamın, şaşırdım harbiden.. İnter maçı öncesi gördüğü rüya; Deivid'in müthiş bir gol atacağı ve kazanacağımızı söylemiş.. Abi herif futbolcu ismi vermiş, ne diyeyim daha..
v: Oha! başka?
g: Rakip Chelsea, adamın rüyası; senenin en iyi futbolunu oynayıp Kadıköy'de yeniyoruz, fakat İngiltere'de eleniyoruz..
s: Hasstr..
g: Konularında tarih filan var işte, anlatıyorlar.. Maç öncesi yazılmış hep..
v: Trabzon maçı için?
g: Hacı durum 0-0 gidiyor bizim maç, diğer tarafta Bursa önde, dakika 90 bizim maçta, 90+2'de golü atıp şampiyon oluyoruz..

Herkesin eli yüreğinde.. "Oha abi, 50 tane kalp krizi olur" cümleleri havada uçuyor.. Göksel ile, Ercan'ı tutmak gerek, aşağı atlarlar geyikleri, aynı anda 'Haluk Başgaaan' inlemeleri, tarihin görebileceği en coşkulu "fifinasi" şenlikleri.. Olacak şeyler bunlar aslında.. Fakat herkes tedirgin.. Herkes coşkulu.. Herkes huzurlu ve herkes korkuyor.. Anlatılan hikayeden memnun değiliz.. Böyle birşey gelmesin istiyoruz başımıza..

Fakat hikayenin son yorumunu Avukat Volkan yapıyor; "abi tamam da, rüyanın sonunda şampiyon oluyoruz işte, fakat işin garibi kimse mutlu olamıyor!"

14 Mayıs 2006 gecesini yaşayan, bu hissiyatı anlar..
Öyle basit bir "ulan ya şampiyon olamazsak" gibi birşey değildir bu, anlatılamaz..
"hoca ne olacak sence, şampiyon olur muyuz" diye soran vatandaşa "o kaza bir kere olur, olacağız tabi" diye tersleyende biziz, "bitti hacı bu iş, koyduk alayına" diyen adama "dur ulan, ne rehaveti bu, bitmedi herşey" diye kızan insan güruhuda biziz..

Biz neyiz,
Bilemeyiz..

Kutsa Bizi Ulu 'KDBF'



2007 yılında öğrendiğim fakat mensuplarıyla 2010'da tanıştığım güzel insanlar topluluğu Vamos Bien'in şu meşhur "Kara Deryalarda Bir Fenersin" atkısının bünyemde yarattığı etkinin kısa bir özetidir aslında aşağıda anlatacaklarım;

Öncelikle grup içerisinden daha önce kimseyle tanışmadığımı belirtmem gerek.. Antu.com'da yazdığım yazılardan bilenler vardı beni, keza benim de aynı şekilde anımsadığım birileri.. Zamanında işsizliğinde vermiş olduğu manik depresif ruh hali ile birlikte yoğun sempati duyduğum Vamos Bien'le artık tanışma vakti geldi diye düşündüm.. Forumu kurcalarken 25 Şubat 2010'da Kadıköy'de oynanacak olan Lille maçının pankart organizasyonu hakkında bir knu okudum.. Hani şu "may the force be with you" mevzusu..

Kimseyi tanımadan, etmeden, hafif çekinerekten, bade süzerekten gittim sabahın kör vaktinde.. Yaklaşık 10 kişi kadar vardı ilk etapta.. Haliyle merak ediyorum forumda yazıştığım insanları.. Fakat 2-3 saat geçtikten sonra anladım ki o 10 kişiden Vamos Bien'li olan sadece ben varmışım.. Grup CK ve Unifeb'li arkadaşlarımızla ortak yürütülen bir çalışmaydı bu ve kimseyi tanımamamdan ötürü böyle bir durumla karşılaşmıştım, hemde ilk gün..

Boya, fırça, bez gibi objelerin arasında hafif çekingen edayla yoğunlaşmış pozisyonda işimi yaparken arada ayağa kalkıp, hafif basit bir gülümsemeyle "memnun oldum, Giray bende" cümlesinin akabinde yere eğilip fırça sallamaya devam ediyordum..

3 gün süren çalışmanın sonunda gereksiz çekingenliği üstümden atmama ve 'kaynaşma' dediğimiz o tırı vırı dalgasına yoğunlaşmaya başlamıştık ki "ulan neden benim polarım ve atkım yok, acaba satılıyor mu, sorsam ayıp olur mu" vs. gibi sorular takıldı aklıma.. Çünkü herkes o kadar güzel gözüküyordu ki, ördeklerin içinde karga gibi duruyordum.. Bu konuda pek fazla ses çıkarmama kararı aldım kendi kendime..

25 Şubat 2010, Fenerbahçe-Lille maçı, Kadıköy, Okul Açık, C blok eşrafı..
Maç öncesinde pankart açma organizasyonları konuşulurken birisi beni çağırdı, sesin ne taraftan geldiğini tam çözemedim, bakınırken sağa sola yüzüme bir atkı fırlatıldı.. Yere düşmesin diye tutarken atkıyı, poşetini yere atan Haluk abiyi gördüm.. "o senin" dedi gülerek..

Talep edilmeden verilmişti.. Güzeldi..
Racona uygun şekilde taktım atkıyı..
1-1 bitti maç, elendik..

O maç, benim bu atkı boynumdayken gördüğüm en son "yediğimiz gol"dü.. Yani atkı boynumdayken henüz gol yemedik.. Kara Deryalarda Bir Fenersin iyi gelmişti bana/bize..

Ve Ali Sami Yen deplasmanı..
Maçtan bir gün öncesinde daha önce şahit olmadığımız bir 'bildiri' okuduk resmi siteden.. Mecidiyeköy'e giderken atkı, kar maskesi vs. gibi "rakip takım taraftarını tahrik eden olgular" yasakmış.. Atkı takanlar görüldüğünde çevrilecekmiş.. Nerede görülmüştür ki taraftarın boynundaki atkı, rakip takım seyircisini tahrik etsin?

Haberi okuduğum gün yazdım Vamos Bien'e, yönetime ve federasyona istinaden; "atkımı boynumdan çıkaramazsınız" diye.. Tüm gruplarca alınan ortak kararda da "atkılarınızla gelin" bildirisi geçildi şifaen..

Gittik Sami Yen'e, her sene yaşanılan sıkıntıları tekrar yaşadık..
Seremoni sırasında hemen herkes esas duruşta veya serbest duruş modu parmaklarıyla 6 işareti yaparken, ben açtım atkımı ve görenler, bilmeyenler okusun dedim "KARA DERYALARDA BİR FENERSİN" yazısını..

Seremoni bitti, ben bir süre daha tuttum öyle havada..
Maç bitti, klasik galibiyet..
Sabah beni uyandıran mesaj; "Giray maçın tüm fotoğraflarında bu atkı var, kabak gibi gözüküyorsun vallahi, ama isyan gibi olmuş, hani atkı yasaktı ya, bi tek sende var gibi"
Bir tek bizde var,
Kara Deryalarda Bir Fenersin işte..

11 Mayıs 2010

Yalancı İstatistikler

Futbol;
Fenerbahçe'nin gol yemediği maçlar;

Denizlispor 0-2 Fenerbahçe / TSL 1
Fenerbahçe 3-0 Sivasspor / TSL 2
Bursaspor 0-1 Fenerbahçe / TSL 5
Fenerbahçe 1-0 İst.Büyükşehir / TSL 6
Fenerbahçe 3-0 Gençlerbirliği / TSL 8
Fenerbahçe 3-0 Ankaraspor / TSL 12
Trabzonspor 0-1 Fenerbahçe / TSL 17
Fenerbahçe 1-0 Antalyaspor / TSL 24
Gençlerbirliği 0-0 Fenerbahçe / TSL 25
Fenerbahçe 1-0 Gaziantepspor / TSL 26
Galatasaray 0-1 Fenerbahçe /
TSL 27
Fenerbahçe 2-0 Kayserispor / TSL 28
Ankaraspor 0-3 Fenerbahçe / TSL 29
Fenerbahçe 1-0 Beşiktaş / TSL 30

Kasımpaşa 0-1 Fenerbahçe / TSL 31
Fenerbahçe 2-0 Eskişehirspor / TSL 32
Ankaragücü 0-3 Fenerbahçe / TSL 33

Fenerbahçe - Galatasaray rekabeti / 2009 - 2010
FUTBOL
Fenerbahçe 3-1 Galatasaray -Lig Maçı
Galatasaray 0-1 Fenerbahçe -Lig Maçı
ERKEK BASKETBOL
Galatasaray 0-20 Fenerbahçe -Lig Maçı
Fenerbahçe 81-77 Galatasaray -Lig Maçı
BAYAN BASKETBOL
Galatasaray 77-84 Fenerbahçe -Lig Maçı
Fenerbahçe 76-62 Galatasaray -Lig Maçı
Galatasaray 56-55 Fenerbahçe -Tr. Kupası Finali
Fenerbahçe 57-51 Galatasaray - Play OFF
Fenerbahçe 61-56 Galatasaray - Play OFF
Galatasaray 78-82 Fenerbahçe - Play OFF
ERKEK VOLEYBOL
Fenerbahçe 3-2 Galatasaray -Lig Maçı
Galatasaray 1-3 Fenerbahçe -Lig Maçı
BAYAN VOLEYBOL
Galatasaray 0-3 Fenerbahçe -Lig Maçı
Galatasaray 0-3 Fenerbahçe -Lig Maçı
Fenerbahçe 3-0 Galatasaray -Tr. Kupası
Fenerbahçe 3-1 Galatasaray -Tr. Kupası
Fenerbahçe 3-0 Galatasaray - Play Off
Galatasaray 0-3 Fenerbahçe - Play Off
Galatasaray 0-3 Fenerbahçe - Play Off

2009-2010 Şampiyonlukları, Tüm Branşlar
1) Voleybol Erkekler
2) Voleybol Bayanlar
3) Basketbol Bayanlar
4) Yat Yarışları
5) Kürek (Tüm kategoriler)
6) Yüzme
7) Atletizm
8) Masa Tenisi
9) Futbol 14 Yaş Altı
10) Boks
-Futbol ve Erkek Basketbol 'beklemede'
Demem o ki, burası bir "Spor Kulübü"

9 Mayıs 2010

Bir Anne Ne Kadar Fenerli Olabilirse..


En güzel Beşiktaşlı kardeşim, Tunç Bozacılar'dadır kalem..
(http://tersmanyel.blogspot.com)


Akraba sayısı az olan şanslı insanlardanım. Küçükken bayram ziyaretlerini yarım güne sığdırıp kalan zamanımı kız kaçıran ve torpil ile doldururdum. Sülalenin en büyüğü bizimkiler olduğundan çok fazla el öpmek için dolaşmışlığım da olmadı. Babamın ve annemin ebeveylerini göremediğim gibi amca lafını bakkala, manava bahşetmek zorunda kalmıştım. Annemin ablasına yokluktan anneanne derdim. Sitenin açılışında gördüğünüz ve sırtındaki polis yarası ile tanıştırdığım kuzenim gerçek kuzenim değil zaten. Kuzenimin çocuğu gibi birşey! Aman çok uzadı. Asıl mesele soyadımın çevresinde toplanan bu güruhun Beşiktaş 'a gönül vermesidir.

Sülalemin hepsi Beşiktaşlı derler ya, hah işte ben de onlardanım. Teyzeler, dayılar, enişteler Küçükyalı 'da oturmaktalar. Her büyük maçta mahalleyi inleten bir eniştem vardır. Klakson, zurna, korna, müzikle. 80'li yıllarda çArşının kuruluşu sırasında tribün emekçisi olmuş, deplasman, kapalı farketmemiş kazan, Alen vazgeçmemiş, geceden beni de stada sürükleyip Beşiktaş 'ın ne demek olduğunu açıklamıştır. Benim üzerimde emeği çoktur. Teyzemden izin alıp, çocukları yatırıp ertesi günkü maça giden bir adamdır eniştem. Şimdi yeni açıkta ama semtte abiler her gördüğünde hürmet ederler. En ilginç özelliği ise alışkanlık işte, hala maça 3 saat önceden gider! Oğlu ile 2000 senesinden beri tribündeki yerimizi alırız yanyana kombine yoluyla. Hani sahte kuzenim olan! Dayım evlendikten sonra Beşktaş sevdasını evden sürdürmeye karar vermiş ama futbolcusunu, rengini, adını zikrettiğimizde bile gözleri parlayan bir ağabeyimizdir. Deplasman maceraları ve kavga mevzuları hala hafızamdadır. Sülaledeki ender gerçek akrabalarımdan olan öz dayım ise Almanya'da ikamet edip ara sıra Gazhane tarafından yeni açığa nasıl bir gün önceden girdiğini anlatır geldiğinde buralara. Hatta geçen hafta koyalım artık be diye mail attı koskoca adam.

İhtilal zamanında ülkeyi terketmek zorunda kaldığını ve Uğur Mumcu ile Bülent Ecevit 'in en yakın arkadaşı olduğunu duymuştum annemde . Sonra izin verildi de onu Nevizade 'de rakı keyfi yaşattım ülkesind . Neyse; gelelim bizim aileye. Babadan rengimizi belli ettik. Ağbeyim de aldı payın . Ama o da ne? Aile içinde ihanet peşinde olanlar var. Kim mi, elbette kadınlar. Ablam Fenerbahçeli idi Metin Tekin parlayana kadar. Sonra bir baktık şampiyonluk kutlamalarında en önde bayraklarla ablam. O da bizim safha geçince tek kişi kaldı. Annem..

Annem Fenerlidir benim. Bir anne ne kadar Fenerli olabilirse o kadar Fenerlidir annem. Maç seyretmişliği yoktur, takip mesafesi sınırlıdır. Maç sırasında ulusal kanal skoru sağ üstten vermese onu da bilmez. İlk 11 desem bakar kalır, anlamaz. Ama Fenerlidir işte. Metin Oktay'ı seyretmek için ailenin büyüklerinden biri ile tribünde yerini de almıştır, Lefter, Can Bartu zamanını da yaşamıştır. Tüm yaşamı boyunca 4 Beşiktaşlı ile geçirmiş biri olarak asla yalnız değildir ya da ben onu o şekilde düşünmemişimdir. o öylesine Fenerlidir, o annedir. Ne kadar Fenerli olabilirki. Beşiktaş maçına yolcu eder beni. Dua et derim her veda sahnesinde, sevgiliye gidişte. Esirgemez, gücenmez, eder bilirim. Beşiktaş'ın her rakibi ayrıca onun da rakibidir. O beni, ben Beşiktaş'ı. Sevgi zincirleme devam eder.

Üzgün gelirim eve maç sonu ya da bir sonraki gün görür beni mağlubiyetle kapanan bir akşamdan sonra. Teselli eder kendince. Kötü mü oynadılar oğlum diye sorar elinden geldiğince. Seyretmiştir maç sonrasını eğer yenilmişsek. Suçlu ararız beraber. Ben isyan ederim, o beni düşünür. Annem Fenerlidir benim hem de yıllardır bu kadar çok Beşiktaşlı 'nın yanında kalabilmişken. Fenerbahçe maçlarında işler biraz değişir. Önce yukarıda anlattığım eniştemin karısı annemi taciz telefonlarına başlar. Dua et bize babında. Annem o telefonlarla anlamıştır yıllardır haftasonu derbi olduğunu. Hadi lan ordan der teyzeme buradan söyleyemeyeceğim tabirlerle. Taciz bitmez. Müziğin sesini açarım sonuna kadar tüm ev duyar. Beşiktaş marşları ve tezahüratları elbette. Küfürlü olanları kapsama alanı içindeyse biraz kısılır kabul edilebilir kısmı ise bastırılarak bağırılır. Mırıldanır ve görüşürüz der geçer gider. Büyük gün gelir, oğul evden çıkmak üzereyken annesi sorar yıllardır hep aynı şekilde:
- Ne olur oğlum maç ? - Bilezik gibi geçireceğiz be anne ... - Hahahaha ... - Kusura bakma be anne ama öyle , dua et sen bize ... - Beddua ettirme hadi git , aman kendine dikkat et .

Bu diyalog ben kendimi bildiğimden beri böyledir. Bilezik lafı artık küfür değildir bu ailede, ana-oğul arasında keyifli bir atışmadır sadece. Yenilip geldiğimde dalga geçmek yerine teselli etmeyi seçer. Daha bilezik lafının karşılığını görmemişimdir. Ancak ben değişmem hep aynısını söylerim karşıdan kontra gelmez nasıl olsa. Annem Fenerlidir benim işte. Bir anne ne kadar Fenerli olabilirse. Yarın akşam yine dejavu yaşayacağız biz. Sabah evden çıkarken annne dua et diyeceğim, o an anlayacak akşama maç olduğunu ya da şimdiden teyzem bir yoklama çekmiştir . Ulusal kanal verse de seyretmeyecektir biliyorum, dayanamaz . Ama maç başlamadan bilezik gibi diyeceğim anne geçireceğiz. Gülecek, bir anne nasıl küfür ederse o kadar edecek oğluna. Maç sona erecek yeneceğiz ya da son altısında olduğu gibi hüzün. Suratım beş karışsa annem teselli edecek , eve neşe içinde gelirsem hadi lan ordan diyecek . Sülalede ve bu gönülde tektir. Annem Fenerlidir benim . Bir anne ne kadar Fenerli olabilirse.. Ve sırf bu yüzden Fenerbahçe'yi bile seviyorum ben...


7 Mayıs 2010

José Mário dos Santos Mourinho Félix

Bu adamın seveni hayran, sevmeyeni düşman.. Dünya futbolunda senelerdir tartışılan garip bir isimdir Jose Mourinho..

Senelerdir kendi ligi hariç en ufak bir başarısı olmayan Porto'yla ilk önce Uefa Kupasını alarak, akabinde Şampiyonlar Ligini kaldırarak "ben geliyorum, akıllı olun" mesajını vermiştir..

Ranieri'nin Chelsea'den kovulmasına müteakip Abramovic'in anında görüntü şeklinde takımının başına getirdiği isimdir Jose.. Chelsea ile 2 sene süren Premier Lig deneyiminde 2 lig şampiyonluğu yaşamış olan bu garip insan en çok maç öncesi ve sonrası yaptığı konuşmalarla dikkatleri üzerine çekti.. Nacizane benim gönlümü fethetmesinin sebebi de futbolu çok iyi bilmesinin yanında aklımdan çıkmayan özdeyişleridir..

Bunlardan benim için en önemli olanı ise "evine ekmek götürmek zorunda olan adamın üzerinde baskı olur, fakat futbolcuda olamaz!" diyerek; hem emek kavramının önemini anlatmıştır, hem futbolcu denilen 'zengin işçinin' vehametini hatırlatmıştır bizlere.. Benim için daha önemli olanı ise Chelsea gibi 'zenginlerin kulübünde'yken bunu söylemesiydi..

Ve yıllardır ülkemizde ve Fenerbahçe'de "yönetim-direktör" tartışmaları yaşanadursun, Jose Mourinho koca Chelsea'de yıllar önce Abramovic'e ayarı şu sözlerle vermiştir; "eğer bana takımı çalıştırma konusunda yardım etseydi, ligin dibine vururduk.. Ve eğer ben ona mâli işlerinde yardım etmeye kalksaydım, çoktan iflas etmiş olurduk!"

Tüm dünya sözlüklerinde "fenomen" kelimesinin karşılığında eminim Jose Mourinho'nun fotoğrafı var.. Teknik adamın bile 'yıldız' olabileceğini kanıtlamıştır bizlere.. Chelsea - Barcelona maçından önce Frank Rijkaard'ın sataşmasına istinaden söylediği şu sözlerle herkesin saygı duyduğu isimlere bile giydirmekten çekinmemiş olandır Jose Mourinho; "Benim futbol hayatımda koca bir sıfır var.. Ancak onun futbol hayatı mükkemmeldi, başarılarla doluydu.. Benim teknik direktörlük kariyerimde kupalar varken, bu kez Rijkaard'ın elinde koca bir sıfır var.."

İnter'e geçtikten sonra Bologna teknik direktörü Mihajloviç'in "futbol oynamayan birisiyle, futbol tartışmak çok saçma" sözüne istinaden "iyi bir jokey olabilmek için önce at mı olmak gerekiyor?" cümlesini nakşederek "İtalya'ya geldim, akıllı olun" mesajını vermiştir..

Jose'nin futbolunu konuşacak olursak, Porto, Chelsea ve İnter'in ortak bir özelliği var; hiç birisi kendi evinde mağlup olmadı.. Porto gibi bir takıma Şampiyonlar Ligini kazandıran, Chelsea'yi iki sene üst üste açık ara Şampiyon yapan ve yakın zamanda İnter'in başında rakipsiz görülen Barcelona'yı Şampiyonlar Ligi'nden uzaklaştıran birisinden söz ediyoruz..

Jose Mourinho gelsin Fenerbahçe'ye, Sabri Sarıoğlu'nun iyi futbolcu olduğunu savunan bir yazı yazacağım..

Jose candır..
Ha benim kardaşıma..

5 Mayıs 2010

Sormasın Artık Kimse...


Kimileri kardeş takım olur "aşşa maalle" hesabı, kimileri birbirlerine can düşman kesilir, fakat konu "Fenerbahçe başarısızlığı" olduğunda dostluk naraları atılır, kupalar paylaşılır.. Birileri sürekli renk değiştirir.. Oluşumunu tamamlamış bukalemundur alayı..

İçlerinde en saf sevgi belki Trabzonspor taraftarına aittir.. Oyuncuları ve taraftarlarını kutluyorum.. Türkiye kupası görmemiş olan ben, hiç içim acımadan yürekten tebrik ediyorum Trabzonspor camiasını..

Bu, Fenerbahçe kaybedince, herkesin kazanmış sayıldığı maçlardan yalnızca biridir..
Daha da sormasın kimse nedir bu Fenerbahçe büyüklüğü diye..

Halbuki önemsemiyorum.. Hastalık gibi birşey oldu bu Türkiye Kupası bizler için, fakat söyledik maç öncesi; "getirin kupayı, dereağzından atalım" diye.. Olmadı.. Seneye de olmasın..

Sen yenil bize inat, biz sevelim seni tüm yavşaklara inat..

Son sözü Habamam Sınıfı söyleyecek..
Önce sahneyi hatırlayalım; Hababam Sınıfı topluca Fenerbahçe - Trabzonspor maçına gider Mahmut Hoca'ya yakalanma pahasına.. Kaybetmiş olan takımın taraftarı olan tüm Hababam'ın aralarında yapmış olduğu kısa konuşmada İnek Şaban söyler son sözü; "Biz zaten hayatta iki şeyden çekiyoruz.. Bir Mahmut Hoca, bir de Trabzonspor"

Ezik ile Büzük Maceraları


Park Pozisyonu Belli

Sabiha Gökçen'de, pistte bekliyorum..
İlk ben karşılıyorum hepinizi..

Bir kulbunda sarı, diğerinde lacivert kurdale olan kupayı getir İstanbul'a kaptan..

Alın, gelin..
Sırf çatlak sesleri susturmak için, ilkokul seviyesi esprilere maruz kalmamak için, şu gereksiz stresi üzerinizden atmak için ve sezonu çift kupayla bitirebilmek için..
Alın, gelin..

3 Mayıs 2010

Gol Yok


9 lig maçında gol yemiyor Fenerbahçe..

6 maçtır gol yemeyen İngiltere’nin alt liglerinden Stevenage ve Torquay'den sonra profesyonel liglerde açık ara en az gol yiyen 1. takım Fenerbahçe oldu.. Volkan'ı ve Fenerbahçe savunmasını tamamlayan yürekli adamları tebrik ediyorum; Lugano, Bilica, Gökhan, Santos, Bekir, Önder, Deniz, Vederson..

1 Mayıs 2010

İşçisin Sen, İşçi Kal


Trt 1'de yayınlanan "tribün" programında taraftar gruplarının liderlerini ağırlayan ve tribün üzerine her takım taraftar temsilcisine sırasıyla söz verildiğinde Eskişehirspor Dernek Başkanı olan şahıs "Fenerbahçe koreografileri özel şirketlere yaptırıyor, bizim öyle bir gücümüz yok" gibi saçma bir cümle sarfetmişti..
1 Mayıs'a istinaden anlamlı olduğunu düşündüğüm bu grafiği eklemek istedim..
O özel şirket bizleriz..
Kimisi öğrenci, kimisi işsiz, kimisi yuvasını bırakıp geliyor stadta sabahlamaya, 5 dakika bile sürmeyen bir görüntü için 1 gününü harcayan güzel insanlar topluluğu..
Grup CK, 1907 Ünifeb ve Vamos Bien..
Yürüyelim..

270 Dakika = 2 Kupa


Gençlerbirliği maçında takımı uyandırmak için söylenen "Fener gol gol gol, şampiyonluk gidiyor" tezahüratının dönüşümü olan "geliyor" versiyonunda yapılan koreografiler, pankartlar, tezahüratların uğurundan mıdır bilirmez, bu akşam oynanan Eskişehirspor maçında yine üç puan aldık fakat asıl önemli olan Selçuk Şahin müthiş oynadı, Alex frikikten gol attı ve Güiza çalım attı, Maraton alt ayağa kalktı..

Bu senenin en iyi Fenerbahçesini izledik gibi.. Fakat "gibisiz" bir cümle var ki, bu senenin en iyi tribününü yaşadık, yaşattık..

İkinci yarı ile birlikte taraftardan ziyade alt tribün 'seyircileri', yıllar sonra Kadıköy'de olduklarının farkına vararak, bulundukları yere yakışanı yaptılar ve "tam kapasite" katkıda bulunuldu.. De'sibel meraklılarına selam olsun..

Ayrıca hepimiz itiraf etmeliyiz ki Grup CK, Unifeb ve Vamos Bien'in içinde önemli ölçüde bir APAÇİ var.. O dans figürleri, koridor geyikleri, komedinin son noktasıydı.. 1 Mayıs yorgunu olan emniyet mensubu vatandaşlar sayesinde koridor boşaltılabildi ancak.. Yoksa "apaçi show" sonuna kadar devam edecekti..

Stadı terketmeden önce günün en güzel anlarından birini yaşadık.. Işıklar sönmeye yeni başlamıştı ve bizler galibiyet sevincini yaşarken birden stad hoparlöründen "Haklıyız Kazanacağız" bestemiz çalmaya başladı.. Herkes birbirine şaşkınlıkla baktı o sıra.. Çözemedik mevzuyu.. Neden çaldılar, kim verdi, nasıl izin verildi vs. gibi sorular sorulmadan, Kara Deryalarda Bir Fenersin atkıları elimizde, yumruklar havada, gözler kapalı "Bir gün girsek biz mezara, gözümüz kalmaz arkada, evladıma miras bu sevda" dedik.. Ve çıktık..

Çıkışımız sürüyor..
Ligin ilk 8 maçında seri galibiyet..
Ligin son 8 maçında seri galibiyet (alabilmemiz için 2 maç kaldı)

Daha da önemlisi 270 dakika sonra 2 kupa gelecek..
Rıfkı'yı yemedik, el mecburiyetinden 'son iki'

Haydi rast gele..