30 Nisan 2010
İmzalayamam, Ellerim Çamurlu
Habertürk Editoryal
29 Nisan 2010
Sadece Hobi
27 Nisan 2010
Hepsi Biliyordu, Hepsi
Ayetullah Bey biliyordu.. Ziya Bey ve Enver Necip Beylerde; bir efsanenin doğuş pırıltılarını.. O pırıltıları üzerimize saçanlar oldu.. Zeki Rıza, Lefter, Ogün Altıparmak, Cemil Turan, Can Bartu, Selçuk Yula, Rıdvan, Oğuz, Aykut bu zincir halkalarının başlangıç kısmında yer alanlar sadece.. Ve şimdi ise o pırıltıyı üzerimize saçmaya devam edenler..
26 Nisan 2010
Anladığını Anlatmayan Alçaktır
"Sokaklar bizimdir kardeşim.. Yapamıyorum başka türlü, yapamayız biz.. Sokağı seviyorum ben, rüzgâr esecek ama!" demişti bir gün..
Kişisel kurtuluşunu tam anlamıyla gerçekleştiremese bile bunun uğruna fedakarlıklar yapan birisidir bu sözü söyleyen.. Yine aynı isim "fotoğraf çekmeye başladım, rahat hissediyorum kendimi" ile başlayan amatör macerasına şu sıralar Okan ve Yeditepe Üniversitesi öğrencilerine eğitim vererek devam ediyor.. Tanıdığımız, bildiğimiz markalardan katalog ve reklam çekimleri için teklif geliyor..
Aklı hala sokaklarda.. Belki tüm sorumluluklarını alsak üzerinden, desek ki "git bak dalgana", makina çantasını aldığı gibi çıkacak sokaklara, adaya, sahile.. Belki Galata Köprüsünde yaşadığı bir duruma tekrar şahit olacak..
Her fotoğraf sanatçısının sağlam modelidir aslında Galata balıkçıları.. Kestirmiş birisini gözüne.. "İzin alıp mı çeksem", "çaktırmadan yakalasam mı" ikileminde kalarak başlamışlar sohbet etmeye.. Köprünün altında tuttuğu balıkları köprünün üstünde hemen satıyormuş usta.. Terör olaylarından kaçıp gelmiş İstanbul'a, yüzlercesi gibi.. 7 çocuk babası.. Ustanın yaşı gelmiş artık, halâ olta sallamak derdinde.. Bu kısa sohbetin bünyeye nakşettirdiği samimiyetinden doğan bir soru sormuş fotoğrafçı; "Hocam, sen en son ne zaman balık yedin?"
Biraz sessizliğin ardından; -ki bu sessizlik biraz can sıkıcıdır, çokça "terslenecek miyim" endişesi barındırır- cevap gelir; "kardeşim ben burda yedim ama çocuklar, çok uzun oldu"..
Durumu biraz toparlamak ister bizimki, Levrek'in fiyatını sorar.. Hemen paket yapmasını ister.. Parasını uzatır ve;
-Hocam, kalsın bu, çocuklara hediyem olsun nacizane..
-Olmaz (parasını geri uzatarak, kararlı)
-Israr ediyorum.. Hem bu karşılıksız değil ki, ben sizin fotoğrafınızı çektim..
-....
***
Galata Köprüsünden geçtiğimde gözlerim bu balıkçıyı arayacaktır.. Üç beş Çupra almak gerek.. Balıkları rakıya meze niyetine öldürürken, kadeh havaya kalktığında adını bilmediğimiz balıkçının şerefine içiyor olacağız.. Belki Hasan abi de gelir.. Gelir.. Çağırırsam gelir.. Hele sokaktaysak..
Hikayenin fotoğrafçısı, yüreğimin güzel abisi Hasan Tay'a sevgilerimle..
Böyle bir kitap buldu Selim :
Kara kara yazılar
beyaz kâat üstünde.
Büyücek bir el kadar
kırk yapraklı bir kitap..
Gelirken dünyaya kanla, ateşle,
çağırdılar yedi kat yerin altından
mezarlarını kazacak olanları...»
Selim kapattı kitabı.
Bu kırkıncı yapraktır.
Anladığını anlatmayan alçaktır..
-Nazım Hikmet-
25 Nisan 2010
22 Nisan 2010
Delikanlı Yönetim
25 Nisan'da oynayacağımız Kasımpaşa - Fenerbahçe maçının biletlerini 120 lira olarak açıklayan ev sahibi takıma en güzel cevabı Fenerbahçe Spor Kulübü "taraftarlarına sahip çıkarak" verdi..Kasımpaşa'nın genel sekreteri, son derece pişkin bir ifade ile "takımlarını izlemek isteyen o parayı verecek" derken, Fenerbahçe Spor Kulübü -açık söylemek istiyorum- hiç beklemediğim ve çok şaşırdığım bir eylem yaparak tüm biletleri 120 liradan satın aldı ve kendi taraftarlarına 50 ve 80 liradan satışa sundu..
Müşteri olmadığımızı 'çok nadir de olsa' bize hatırlatan Fenerbahçe Spor Kulübü yöneticilerine teşekkür ediyorum.. Taraftarlarıyla ortak hareket eden yönetim, şampiyon olmasa bile kaybetmez..
20 Nisan 2010
Unutulmaz Replikler / 2
.jpg)
"savrulurken raconun kırmızı pelerini o zarif öfkeye -zaman ki sana hasta olmuş- incelikli haytasın.. raksederken mahallenin maşallahı, eyvallahı.. güzelleş be oğlum, şimdilik ölümüne kadar hayattasın.. şimdilik, ölümüne kadar hayattasın.."
-seni de götürem buradan ceren ana.. kurda kuşa yem olacaksın.
19 Nisan 2010
Eşdeğer

Maç bitti, gitti.. Oluşturulmaya çalışılan gündem haricinde şu detaylara bir bakalım..
Bazı eşdeğerler oluşturmayı denemek istiyorum.. Bakalım nasıl olacak..
Bilica'nın penaltı noktasını çukurlaştırması;
Bilica ne ile suçlanıyor? Futbol ahlâkına aykırı bir harekette bulunduğu için eleştirildi.. Acımasızca eleştirenlere her zaman cevabım var, fakat yaptığı hareket gereksizdi, bu çok net.. Dünya futbolu üzerinde çeşitli liglerde bir çok örneği var, fakat iyi niyetli değil.. Ha zorlarsak "on gün önce Bursaspor kalecisi Ivankov 15 cm önden penaltı kullandı, Bilica noktanın yerini iyice işaretliyor" denilebilir, sonrada gülünebilir.. Böyle birşey yok, yaptığı eylem gereksizdi.. Volkan'ın kurtarışını, Bobo'nun beceriksizliğini konuşacağımıza Bilica çıktı başımıza..
Eşdeğer;
Bilica konusundaki vurucu tema neydi; "futbol ahlâkına yakışmayan hareket"..
Kimse dikkat etmedi değil mi tribünlerden atılan bir cisimin sahada Bobo'nun tam önüne düştüğüne ve maddeyi yerden alıp saha kenarına atmak yerine Fenerbahçeli taraftarların üstüne büyük bir hırsla attığını.. "büyük bir hırs" bu anlatımda 'abartı' olarak irdelenemez, zira attığı madde tribünün orta-üst bölümüne düşmüştür, yanlışlık yoktur, kolu çıkacaktı.. ('kolu çıkacaktı" tabiri abartıdır, gevşeyin)
Emre'nin, İ.Toroman'a arkadan yaptığı müdehale;
2. 'oluşturulmaya çalışılan gündem maddesi'.. Yakıştıramadım.. İ.Toroman'ın mevsim geçtikten sonra kendini yere bırakması ayrı bir kompozisyon olacaktır fakat Emre'nin böyle bir mevzuya girişmesi yakışıksız bir durum oldu.. Böyle bir müdehalede bulunmasaydı keşke..
Eşdeğer;
28.01.2009'da oynanan Beşiktaş-Ankaraspor maçında Rodrigo Tello ile Weeks arasında geçen pozisyonu hatırlayalım önce.. http://www.ligtv.com.tr/VideoHaber/?r=1&hid=49558.. Daha sonra yine şahit olduğumuz bir "idman kavgasında", Tello'nun Serdar Özkan'a yumruk atması konusu.. Ve işte asıl eşdeğer maddemiz, kimse görmedi değil mi Tello'nun maçın 87. dakikasında Semih'e attığı yumruğu?
Emre nasılsa agresif bir oyuncu, arkadan tekme atar, sizde yazarsınız gazetelerinize.. Bir kaç tane sert bakışlı fotoğrafını koyarsınız olur biter.. Benzer konuda daha önce vukuatları olan bir adamın konusu neden edilmiyor?
Eğer maçtan sonra güzel olmayanları konuşacaksak, hepsini konuşalım..
Güzellikleri konuşacaksak Volkan'ın penaltı çıkarışını anlatın, Gökhan'ın ameliyatını erteleyip oynamak istediğini ve harikalar yarattığını konuşun, Selçuk'un performansını anlatın, tribün performansından bahsedelim..
İşi ağlama pozisyonuna getirenler; "penaltı vermedi, ofsayt değildi, pipisini gösterdi" gibi ifadelerle değil, gerçeklerle, olan olaylarla ve yukarıda dediğim gibi 'bütün olan olaylarla' ilgili konuşalım..
Konu çirkinleştikçe "Ferrari'ye bindik, Kadıköy'de Fink attık" gibi cümleler duyarsınız tabi.. Tüm istatistiklerde geride olmanıza rağmen, Beşiktaş'ın ilahi bir adımla önde olduğunu gösteren konuşmalarınıza istinaden "siyah beyaz film gibisiniz, koyup koyup izliyoruz" diyenlerede kızmayın o zaman.. Son olarak 2. dakikada 1-0 öne geçtik, oldu mu sana yine "2'de 1" modunda olanlara öfkelenmeyin..
Bu minvalde düşünenlere yazının fotoğrafını hediye ediyorum..
Aç ağzını, yum gözünü..
Gökten üç emzik düşmüş..
Sen Olacaksın Bu Takımın Kaptanı
Sen olacaksın bu takımın kaptanı..Sen ki duran takımı ateşleyen.. Türk futbolunda sağ-bek anlayışının tam idrak noktasına teknik, hız ve isabetli orta tanımlarını katan.. Sen ki takımın 2-0 geriye düştüğünde dahi maç içinde sana türlü maskaralıklar yapan oyuncuyu kırmızı kart gördüğünde hakeme saldırmasını engelleyen, sakinleştiren.. Sen ki boyun 1.60'ın sınırlarına tecavüz ederken deve boylu adamlardan kafa topu alan.. Sen ki kilometre hesaplamalarında hep başta duran, en çok koşan.. Sen ki duruşunla, oyununla ve en önemlisi adamlığında tüm takım taraftarlarının takdirini almış olan.. Sen ki ameliyatını erteleyip takımını yalnız bırakmayan.. Sen ki en güzel gol sevinci fotoğraflarımızın, en güzel adamı..
Sen olacaksın bu takımın kaptanı..
16 Nisan 2010
Tahir Öğretmen ve Çocukları

- Kaç yaşındasın Fatih?
13 Nisan 2010
Topçu Lakabıyla Anılır

"şuut, az farkla taç!"

12 Nisan 2010
Söyleyin O'na, Darılmasın

-Başınız sağolsun..
-Amin‚ sağolasın..
Bomboş bir cami avlusunda‚ bir tabut‚ bir imam ve üç-beşi geçmeyen cemaatle kılınıyordu bir cenaze namazı, ikindi vakti.. Neden bu kadar boş diye düşünürken‚ cemaatten gençten birini kestirdim gözüme.. Taziyelerimi bildirip sorayım istedim.. Tam üstüne doğru yürürken bizim mahalle bakkalı Rüstem abinin bir akrabası olduğunu anımsadım.. Bir kaç defa gelmişti mahalleye.. Merhum‚ onunda pek yakını değilmiş esasında..
-Başınız sağolsun..
-Sağolasın.. Bir şey soracak gibi bir halin var?
-Durakta bekliyordum da ben‚ cenazeye bakınca seni gördüm. Rüstem abinin mahallesindenim ben‚ gelip gidiyordun bizim oralara.. Seni görünce merak ettim‚ kimdir diye.. Ama yetişemedim galiba..
-Haa evet‚ hatırladım seni.. Yakınımız değil pek‚ çok uzun hikayedir aslında.
Birkaç defa sohbet ortamı oluşmasına rağmen pek ısınamamıştık birbirimize.. Lakin cenaze olmasına rağmen üzerinde Fenerbahçe forması vardı Samet'in.. Zamanım vardı‚ merakta etmiştim şu uzun hikayeyi..
-Olsun‚ dinlerim ben‚ zamanım var..
-Şurda çay içelim o halde..
Kuzguncukta‚ tam ortasında kömür sobası yanan sevdiğim bir kıraathane vardı‚ hemen girdik oraya..
Ustam iki çay sana zahmet!
-Eee anlat bakalım rahmetli Cemil'in hikayesini.. Samet afedersin ama, cenazedeydin ama üzerinde forma var, nedir sebebi?
-Uzun hikaye dedim, seni yordum buraya ama, anlatacak halim yok pek.. Bir çay içeyim ben, al sende şunu oku..
Cebinden iki üç sayfa çıkardı‚ katlanmış‚ düzeltip bana uzattı.. "Al oku" dedi‚ rahmetlinin yaşamının kısa özetidir.. Çok merak etmiştin. Direkt mevzuya girmiş..
"Gençliğinin sonuna dek yaz tatil nedir‚ hiç bilmedi.. Ya olmadık işlerde çalıştı‚ yada mahallesindeki yoksulların çocuklarına para almadan‚ almayı düşünmeden ders verdi.. Lise yıllarında sık sık intihar etmeyi düşünürdü‚ ama intihar edecek kadar cesur değildi; bu yüzden kendisini bütünüyle derslerine adadı.. Arka sıralarda oturan‚ dersleri dinlemeyen ve fırsat buldukça okuldan kaçan arkadaşlarına özenmişti en çok.. Düşlerinde en çok kahraman olmayı hayal etti.. Topluma yön veren‚ insanlara adaleti dağıtan‚ cesur bir kahraman.. Bir sevgilisi olsun istedi.. O uzun‚ o bitmek bilmeyen gençlik yıllarında hiç sevgilisi olmadı.. Kahraman olmak içinse önce bir ideolojiye gönül vermeye karar verdi.. Gençlik yıllarının en ateşli dönemlerinde Fenerbahçe sevgisi tavan yaptı.. Fakat‚ ona mantıklı gelen ideolojisi ile Fenerbahçesi arasında seçim yapmak durumunda kaldı.. Çevresi ikisini de kaldıracak düzeyde değildi zira.. Forması hep içindeydi‚ üstüne gömlek giyerdi.. Belli olmasın diye kalın ve koyu renkli gömlekler giyerdi hep.. Zaten bir giydiğini üç dört gün çıkarmazdı üstünden..
Halbuki ailesi Cemil Turan'dan esinlenerek vermişti Cemil ismini.. Maçlara gider‚ hatta deplasman yollarında kavga eder‚ karakollardan toplardı ailesi.. Deli gibi aşıktı sarı-lacivert renklere.. Ama‚ bir karar verdi ve formasını o günden sonra hep içine giydi.. Üniversite yıllarında yoğun sigara dumanı ve gergin bakışların altında gece yarılarına kadar süren seminer çalışmalarına katıldı.. Dünya ve insan hakkında ne kadar bilmediği şey varsa hemen öğrenmek istiyordu.. Çünkü seminerlerde dinledikleri ve oraya gelen gazete ve dergilerde okuduğu yazılara göre o güne dek öğrendiği bilgilerin neredeyse tamamı yalan ve yanlıştı.. O günlerde kendisini en çok Jack London´ı örnek aldı.. Günde ondört saat bir lokantada soğan ve patetes doğrayan‚ kalan yedi saatinde kitap okuyup öykü yazan‚ geceleri en fazla iki yada üç saat uyuyan Jack London ´ı..
Semt pazarlarında‚ okul önlerinde örgütün gazetesini sattı.. Dünyanın o güne kadar gizli kalmış ne kadar gerçeği varsa elindeki gazetede yazdığına inandı.. En yoksul‚ en hücre semtlerde yağmur‚ çamur demeden ve oradan her an karşılarına çıkacak olan karşıt görüşteki insanların silahlı saldırı olasığına hiç aldırmadan örgütün görüşlerini yaydı.. Etrafına toplanan insanlara haykırırken‚ dünyanın en kutsal sözlerini söylüyormuşcasına gurur duydu kendisiyle.. İnsanlığın kurtuluşu için ölümü göze almış şövalye gibi hissediyordu kendini.. Zaten o yıllarda en büyülü‚ söylenenlerin içinde en etkili slogandı o; Ölüm nereden gelirse gelsin‚ hoş geldi‚ sefa geldi..
Köyden henüz göç etmiş ve başını sokacak evi olmayan yoksul insanlara yapılan gecekondu inşaatlarında çalıştı.. Çoğu kez bu çalışmalar sırasında jandarmalarla silahlı çatışmalar çıkar‚ gözlerinin önünde arkadaşları ya can verir‚ yada yaralanırlardı.. Okula diye çıktığı evine üzerinde arkadaşlarının kanı sıçramış çamurlu pantolon ve ayakkabılarla dönerdi.. Yüzündeki en derin çizgiler‚ arkdaşlarını toprağa verirken oluşmuştu belki de.. Bütün bu ölümler‚ bütün bu yok oluşlar o yıllar çok hızlı yaşanıyordu ama‚ tortusu derin bir şekilde içine çöküyordu.. Yıllar içinde o acılar‚ karakterini belirleyecekti.. Her yerde öyle büyük bir öfke ve öç salgını hüküm sürüyordu ki‚ ayakta kalmak ve varolduğunu kanıtlayabilmek için sadece fedakar‚ iyi kalpli ve ölümü göze almak da yetmiyordu‚ hemde hiç yetmiyordu.. En çok acımasız olmak ve amaç için her aracı meşru saymak gerekiyordu artık.. Ne yazık ki kahramanlıkların ölçüleri hızla değişiyordu.. Koşulsuz ve ölçüsüz bir şiddet bütün hayallerini‚ bütün umutlarını örtüyordu.. Lise yıllarında kendisini öldürememişti‚ üniversite yıllarında ise karşıt bir görüştekini.. Ondan istenenler farklıydı artık(!)
O dönemin kahramanlığına içi hiç acımadan veda etmiş‚ ama yinede yaşıyor olmak ona hiç bir sevinç vermemişti.. Kirli bir kanla gölgelenen‚ uzun ve uğursuz bir gece gibi bitmek bilmeyen üniversite yıllarında da hiç sevgilisi olmamıştı.. Çünkü o yıllar insan sadece silahına sevgili olabilirdi‚ birde çok uzaktaki ütopyasına! Onun silahı hiç olmadı.. Çevresindeki kadınlar ise ebedi kız kardeşleriydi.. Birlikte ölüme çalışan insanların elele tutuşması bile yasaktı..
Bir kadınla ilk defa genelevde birlikte oldu.. Genelevdeki odanın duvarına asılı çıplak kadın posterinin altında şunlar yazıldı; "Filiz‚ sen bu düzenin bataklığında açan bir çiçeksin / Cemil".. Askerliğin ilk aylarında komutanın tekine "efendim" dediği için berbat‚ koşulları en kötü birliğe gönderildi.. Erlerin bazıları sakat‚ çoğu kültürsüzdü.. Kendini yalnız hissetti bu nedenlerden dolayı.. Toprağın altına gömülmüş‚ çamurdan çay ocağına‚ eğitim saatlerinden arta kalan zamanlarda en çok Edip Cansever´in şiir kitaplarını okudu; Eylül‚ en umutsuz sesiyle gelmiş.. Ağustoslar kirlenmiş.. Özlemler ve hayaller tragedyaya dönüşmüş.. Kahraman olmak isteyenler kimsesiz ve mutsuz birer insana dönüşmüştü..
Ama hayattan kopamıyordu yinede.. Sabahları askerlerle beraber terkedilmiş köylere doğru koşarken gözlerinin arkasında aşkın o kutsal yüzü saklıydı artık.. Yoksa dayanamazdı askerliğe‚ dayanamazdı o kokuşmuşluğa‚ o çaresizliğe.. Dönüşte o kutsal yüzle evlendi.. Onu hayata bağlayan kutsal yüz‚ ruhunun kiracısı olmuştu.. Kendini öldürememiş‚ kahraman olamamış‚ hep uzaktan sevmiş‚ hep kırılmış‚ vurulmuş‚ incitilmiş ama yinede kimseyi öldürmemiş‚ evliliğini bile sürdürememiş ve kovalandığı yanlızlığında şuna inanmış ve inandırmıştı; Yaşamayı beceremiyordu o..
Bunu anladığı an yazmaya başladı.. Her şeyden‚ kendisinden bile daha çok yazı yazmayı seviyordu.. Artık yazarak kendisini öldürüyor‚ yazarak kahraman oluyor‚ o acılarla dolu zor gençliğinde‚ ona onca mutsuzluğu yaşatanları yazarak öldürüyor‚ o uzun gençliği boyunca yanına bile yaklaşamadığı kadınların kalbini yazarak kuşatıyordu.. Oysa hayattan kaçmak‚ kendine sığınmak için yazıyordu.. Çünkü sadece yazarak istediği hayata ulaşıyordu.. Çok istediği halde hayatına geçiremediklerini yazılarında yaşıyor‚ yazısında hissettiriyordu.. O yoksul‚ o sonsuz‚ acemilikler‚ o yetersizliklerle dolu hayatını yazarak gizliyordu.. En yakınındakiler bile onu bu düzenin ahlakıyla ve önyargılarıyla yorumlayıp bir kalıba soktuklarında yazdıklarına onca saklandığı halde canı yinede çok acıyor‚ biraz daha derine‚ sözcüklerin altındaki o kana; binlerce isimsiz insanın‚ unutulup gitmiş o binlerce ıstırabın içine gömülmek‚ en derine gömülmek istiyordu.. Çünkü yaşarken kendisi olmasına izin vermeyen bu hayat‚ ona bu hakkı yazarken bile vermiyordu.. Hayatını kurban ettiği yazı bile bu acımasız‚ bu şefkatten uzak hayatın bir parçası olup çıkmıştı..
Hep imkansızı istemişti o‚ imkansızı.. En sonunda aklını yitirdi.. Kirada olan evine uğramadı bir daha. Alkole verdi kendini.. Nerede kaldığı belli değildi‚ belki sokaklarda.. Şarapçı oldu çıktı.. Görenler acıyıp şarap parası veriyormuş.. Halinden memnundu.. Fakat tanıdıklarından kimse yanına yaklaşamıyordu.
Lanet olası bir gün‚ tanındı.. Gizlendiği dünyasından çıkardılar.. İşkence gördü.. Sonra salmışlar.. Hastalanmış Cemil.. Ciğerleri su toplamış.. Şaraba devam etti‚ içkisini elinden hiç düşürmedi.. Ayyaş yaşamında birgün sızdı ve bir daha ayılamadı.. Sağlık ekipleri ölü bedenini taşırken yırtılmış gömleğinin altında çubuklu forması görünüyordu.. Ve altıda bir not; "Aşklarıma hep sadık kaldım.. Biri hariç..
Fenerbahçesinden utanan birisi.. Çok garip geldi bu bana.. İnsan sadece bir futbol takımından neden utanır ki? Mekanın cennet olsun Cemil‚ Rahat uyu! "
Böyle yazmıştı Samet.. Gözlerimin dolduğunu anlamıştım zaten bittiğine yakın ama son cümlelerde tam isminin üzerine bir iki damla düştü..
Bana bakıyor, okuduklarım hakkında birkaç cümle etmemi bekliyor haliyle.. Söyleyecek pek birşey bulamıyorum.. Cümle kurmak için aklıma mantıklı kelimeler gelmiyor..
-Kalemine sağlık Samet‚ çok acıklı gerçekten. Davasını bırakmamış hiç..
-Evet‚ topladığım bilgiler hep bu yönde. Örnek olmasada etkiyelici bir yaşam..
-Öyle.. Peki kimi-kimsesi yok mu gerçekten?
-Kimsesi yok dostum.. Sen Fenerli misin?
-Evet!
-Forması bende‚ ben anlamam bu top işlerinden.. Vereyim mi sana?
-Gerçekten mi.. Çok sevinirim..
Birkaç hafta sonra forma elime ulaştı.. Eski forma‚ çok hoşuma gitti.. Fakat bir borcum vardı ödemem gereken.. Cemil'in yanına gitmem gerek.. Mezar taşını ben yaptırırım diye düşündüm‚ boynumun borcudur.. Kimsesi yok madem.. Soruşturdum‚ gittim..
Karacaahmet Mezarlığı.. Mezar taşı yapılmış zaten.. Üzerinde şu ibare var;
Futbol ve Sinema
Çok güzel hareket..
Aşağıdaki linkten bu mevzuya dahil olabilirsiniz..
http://books.google.com.tr/books?id=_3GIsM2GpZUC&printsec=frontcover&dq=futbol+ve+sinema&source=bl&ots=i2PvvrXRMs&sig=q80Gj65rEW-UAYdWjXQi6aJQr2E&hl=tr&ei=BQjDS8PTDcemOPiW3JYE&sa=X&oi=book_result&ct=result&resnum=3&ved=0CBEQ6AEwAg#v=onepage&q&f=false
Sinema ve Futbol demişken, herkese soruyorum; hiç mi düşünmediniz Hababam Sınıfı'nın tümü neden Fenerbahçelidir diye!?
Halkın takımı Fenerbahçe!
Neyi Doğru Yaptınız?

11 Nisan 2010
İstanbul 2010 Avrupa Kültür Enkazı

Yavaş Gel
Mahsun Kırmızıgül'ün sinema serüveni hakkındaki eleştiriler genelde 'önyargı' kelimesinde sıkışıp kalırken, en çok okunan köşe yazarı olan Hıncal Uluç'un Mahsun Kırmızıgül'ü savunmasıyla son bulmuş gibidir -yeni bir filme kadar-..














