31 Mayıs 2010

The Great Dictator

Özür dilerim, ama ben bir imparator olmak istemiyorum.. Bu benim işim değil.. Ben kimseyi yenmek veya yönetmek istemiyorum.. Ben, mümkünse herkese yardım etmeliyim; musevi, musevi olmayan, siyah veya beyaz olana.. Hepimiz birbirimize yardım etmek isteriz.. Bu insanlığın getirdiği bir olay.. Birbirimizin perişanlığıyla değil, mutluluğunu görmek-yaşamak isteriz.. Birbirimizden nefret etmeyi ve küçük görmeyi de istemeyiz..

Bu dünyada herkes için bir yer var ve dünya hepimizi geçindirecek kadar zengin.. Hayat yolu özgür ve mutlu olabilir, ama biz bu yolu kaybettik.. Hırs insan ruhunu zehirledi, dünyada nefretle dolu barikatlar kurdu, kan dökme ve acının içine sürükledi.. Hızımızı artırdık ama kendimizi kilitledik.. Bize zenginliği veren mekanizma, bizi isteklerin içinde bıraktı.. Bilgimiz bizi alaycı, zekamız sert ve kırıcı yaptı.. Çok düşündük ama az hissettik.. Makinelerden çok insanlığa ihtiyacımız var, zekadan çok da iyilik ve kibarlığa.. Bunlar olmadan hayat vahşi olur ve bizler de kayboluruz.. Uçak ve radyo bizi daha çok biraraya getirdi.. Bu buluşlar insanlığın iyiliği, evrensel kardeşliği ve birliği içindi.. Şimdi bile benim sesim bütün dünyada suçsuz yere hapse atılmış ve işkence görmüşlerden, sistemin kurbanlarına ve ümitsiz insanlara kadar milyonlara ulaşıyor..

Beni duyanlara sesleniyorum, ümitsizliğe kapılmayın! Üzerimizdeki bu acı, insanlığın ilerlemesinden korkanların hırsı yüzündendir.. İnsanların nefreti geçecek, diktatörler ölecek, halktan alınan güç tekrar halka iade edilecektir.. İnsanlar ölmeye devam ettikçe, özgürlük hiçbir zaman yokolmayacak..

Askerler!
Kendinizi köleleştiren, küçümseyen, ne yapmanızı ne hissetmenizi söyleyenlere vermeyin.. Sizi deneyen, sürüymüşsünüz gibi sürenlere, savaş zaiyatı olarak sunanlara karşı koyun.. Siz makina ya da hayvan değil, insansınız! İnsanlığın sevgisini yüreğinizde taşıyorsunuz! Nefret etmeyin! Sadece sevmeyen ve normal olmayanlar nefret eder..

Askerler!
Kölelik için değil, özgürlük için savaşın! Luka'nın 17. kısmında, Tanrı'nın krallığının insanların içinde olduğunu, seçilmiş bir topluluğun değil bütün insanların içinde, arasında olduğunu söylemekte.. Makineleri ve mutluluğu yaratacak olanlar da bu insanlardır, özgür ve güzel bir hayatı yaratacakları gibi.. O durumda, demokrasi adına bu gücü biz kullanalım.. Hepimiz birleşelim.. Yeni, gençlere çalışma, yaşlılara güvenlik veren bir düzen için savaşalım..

Bunların yanında, sertliğin gücü artırdığını söylerler.. Yalan söylüyorlar! Bu sözlerini hiçbir zaman tutmayacaklar.. Diktatörler kendilerini özgürleştirirken insanları köleleştirirler.. Şimdi biz sözümüzü tutmak için savaşalım.. Özgür, sınırları kaldırılmış, açgözlülük, nefret ve şiddetin olmadığı, dünyayı ilerlemeye, insanlığı da mutluluğa götürecek şeyler için savaşalım..

Askerler, demokrasi adına, hepimiz birleşelim!


Chaplin : 1
Faşizm : 0

26 Mayıs 2010

7 Kelepçe

Trabzonspor maçında çıkan olaylardan ötürü 10 kişi tespit edilmiş kameralardan.. 26 Mayıs sabahı erkenden uyanan Türk Polisi almış bu arkadaşları içeri.. 7 tanesi tutuklanarak cezaevine alındı.. Konu; "mala zarar vermek"..

Emniyet kamerasıyla belirlenen bu kişiler, Telekom tribününde çıkan olaylardan sorumlu tutulmuş.. 7 kişi içersinde farklı tribünden olan, ispat edilen taraftarlar bile var üstelik.. Nasıl bir kamera tespitidir bu, çözemedim.. Tek cezanın yine taraftarlara kesildiği bir olay..

Tribünleri galeyana getirip anons rezaletini taraftara yaşatan adam dışarda.. Bu rezalete sebep olan yönetim başımızda.. Tepki gösterenler içerde.. Ha benim kardaşıma..

Biber gazının bile elmalısını çok gördüler.. Jop diyorum, misal, kırmızı kurdaleli filan olsa ya.. İşe renk katsak biraz artık, dalgamıza baksak.. Her halükarda tüm ışıklar sönecek ve spotlar bizim başımızın üstünde yanacak.. Hep 'kalabalık' suçlu olacak.. Ortak tepki olumsuz önyargılara gark olacak..

Ben nacizane kendimi ihbar ediyorum.. Kadıköy'de oynanan Manisaspor ve Denizlispor karşılaşmalarında, Telekom tribünündeki tuvaletin klozet kapağını kaldırmadan işedim.. Yaptım bunu ve ısıtmaları bile olan stadımızın tuvaletlerinde kamera olmadığının farkına vardım.. Ve orada kendimi yalnız hissettim.. Suçlu hissettim.. Bu sebeple bu yanlışımın cezasının kesilmesini talep ediyorum.. Sezon ortasında kış aylarına müteakip bulunduğum bölgedeki ısıtma sönsün mesela.. Veya ne bileyim, sosisli 7 liradan değil 15'ten, ufak su 1.5 liradan değil, 5 liradan satılsın bana.. Polis aramasında bozuk paralardan ziyade kağıt paralarımı bile alsınlar..

Kuşdili'nde oturan vatandaşlar sesten rahatsız olduğu için bundan sonra stadta ıslık çalmak yasak ve ciddi yaptırımları olsun.. İki orta parmağını dişleri arasına alıp, dili hafif dışarda, tükürükler 12 istikametinde ilerlerken görüntülenmiş olan taraftarın vay haline..

Taraftarların 'sürekli' tek suçlu olmasından gayri, içeri alınan arkadaşların savunmalarını okuyan yetkililerin surat ifadesini merak etmekteyim.. İki cümle büyük dalga konusu olacaktır; "sadece ben mi kırdım o koltuğu, herkesi getirin, yada beni bırakın" diğeri ise; "dayı sen beni suçluyorsun da, ben orada değildim, senin kafan mı güzel" olacağını tahmin ediyorum..

Öyle garip bir gündem var ki, saçmalamamak elde değil..
Yukarıda boş boş yazdıklarımdan ziyade, bir iki ciddi kelam etmem gerekirse o da şudur ki; bu üzücü durumu sayfalarına taşıyıp bildiri olarak yayınlayan taraftar grupları içerisinde tek bir isme yönelmiş olan, bencillik yaptığını düşündüğüm Genç Fenerbahçeliler grubu -bana göre- ayıp etti.. Tüm Fenerbahçe taraftarını temsil ettiğini belirttiğin bir platformda isim ayrıştırması yapmadan, tüm arkadaşlarımızın acısını aynı cümlelerle dile getirmek daha şık olacaktı..

Ve son olarak, içeri alınan 7 arkadaşımızdan biri olan Emir'in annesi Melike Hanım der ki; "O çocuklardan birisinin annesi olarak çok üzgünüm, o Fenerbahçe'yi fazla sevdi"

Sıradaki parça anonsu yapan dicey'e girsin..
-seven'ler gece ölür..


Sayılmaz


İtalya'nın devi İnter Şampiyonlar Ligi kupasını kaldırdı..

Julio Cesar - Brazilya
Maicon - Brazilya
Lucio - Brazilya
Samuel - Arjantin
Chivu - Romanya
Cambiasso - Arjantin
Zannetti - Arjantin
Sneijder - Hollanda
Eto'o - Kamerun
Pandev - Makedonya
Milito - Arjantin
Jose Mourinho - Portekiz


21 Mayıs 2010

Sığdıramadık


Heybetinden sığdıramadık yere göğe, sevincimizi de, üzüntümüzü de..

Unutulmaz Replikler / 3


tanrı sana ne der; bak ama dokunma, dokun ama tutma, tut ama tadına bakma.. sen bu çelişkiler içinde kıvranırken o yukarda kahrolası göbeği çatlayıncaya kadar sana güler..

-Şeytanın Avukatı-


sana gülmüyoruz, sana doğru gülüyoruz..

-Ölü Ozanlar Derneği-


-sevgili sayın ve pek muhterem rıfat bey ağabeycim, asumana olan meylimi biliyorsunuz. tanıdığınız bildiğiniz, mahallenizin çocuğu ibrahim olaraktan asumana talibim. kendisinin başka biriyle evlenmesini hiç de uygun bulmuyorum. hem mahallemiz bakımından, hem genel bakımdan..
-yav ibrahim, asuman çocuk, yani çok küçük.

-asuman çok küçük değil, ibrahim çok mu büyük demek istiyorsun yani sen

-hayır ama ibrahim sen de çok küçük değilsin, aramızda on yaş yok

-hasiktir be rıfat abi.


-Pardon-


kadınlar, kendilerini güldüren erkekleri ağlatırlar

-Son Ders-


eskiden çok konuşurdum.. baktım hiç bir faydasını görmedim, bende bıraktım..

-Organize İşler-


ressam olur bazıları başkalarının kalbini kazıya kazıya, ya da resim olurlar senin gibi kazına kazına..

-Dar Alanda Kısa Paslaşmalar-


sen artık yıldız görebiliyor musun inci? bizim göğümüzün bir tek gündüzü var.. senin göğünde akşam oluyor mu?

-Uçurtmayı Vurmasınlar-

Anadolu Hezeyanı



"Sana Çok Bile Bu Kupa Fenerbahçe"

Süt güğümüne benzer bir teneke üzerine yazılan bu ibare Bursaspor'un adına şan mı katacak, Fenerbahçe'yi mi küçültecek? Izdırabınızı anlamış değilim fakat düşman kazanmaktan başka birşey değildir bu..

Anadolu'dan çıktı şampiyon diye sevinenlerin bile neşesini yarıda bıraktı bu görüntü.. Anadolu kültürünün hezeyanına kapılmış bu gençler.. Acıların üzerine mutluluk kurmak var mı Anadolu'da.. Bir alt konuda Aykut Kocaman'ın 1996'da söylediği sözü veya benzerini ifade edebilecek bir babayiğit var mı bu dönemde? Yoktur, beklenemezde zaten..

Bırakın acımızı içimizde yaşayalım, deyyuslar..
"Herkesin derdi Fenerbahçe olmuş, demek ki zamanında iyi koymuş" edebiyatı mı yaptıracaksınız bizlere? Çocuk oyuncağına mı döndüreceğiz bu sayfaları..

Kimsenin Anadolu'yu temsil ediyorum ayağına kıçı başı oynamasın.. Anadolu Kadıköy'den başlar! Kıçınızın yerini bilin..



20 Mayıs 2010

Kocaman Yürek


"Bütün sezon uğraşıyorsunuz, bütün emekleriniz tek maçla heba oluyor.. Kendi galibiyetimize seviniyorum ama Trabzonlu arkadaşlarım için de üzülüyorum.."
5 Mayıs 1996

17 Mayıs 2010

Yüzümüzdeki Çizgilerin Var Bir Sebebi


10 yaşındayım, şampiyon olduk..
1996..
10 yaşında bitirim işte, ne anlayacaksın topçusundan, başkanından.. Dereağzı'nın önünden geçer de, dizlerim titrerdi.. Hani şu bakkaldan artan paraüstlerini biriktirip Kadıköy'e kaçmaya başlamamışım daha.. Tek mevzum evde maç seyreden abimin yanına çöreklenip "hangisini tutuyon" diye sataşmak, veya hiç sormadan sağ üst köşeden yenilen takımın hangi renkte forma giydiğini öğrenip, onları tuttuğumu ifade etmekten ibaretti.. Mağlup olan takımı tutuyordum konu Fenerbahçe değilse.. Zaten 2 ayrım vardı o vakitler benim için.. Biri Fener'in maçı, diğer "yabancıların maçı"

Sokaktaysam, top koltuğumun altındaysa, akşam Fenerbahçe'nin maçı varsa, evin kapısını gözetlerdim; abim veya babam gelsinde yanlarına oturayım diye.. Babamın ne zaman geleceği belli olmazdı, müzisyen bir babanın oğlu olmak, belirsizlik, kısmen yalnızlık, çokca sessizlik.. Neyse, abim genç filinta tabi, dışarda seyredecek maçı.. İkisi yoksa zaten annemin pembe dizi egemenliğine tek başıma son veremiyordum..

Tek başıma seyrettiğim bir maç..
96..
Olduk mu bir de şampiyon!

Televizyonun başında yüzüm gülerken ağlamaya başladım.. Tek derdim ertesi gün okulda sınıf arkadaşlarıma -o yılların revaçta kalıplarıyla- gider yapabilmekti.. Bu kadar basit bir sebebim vardı 96 şampiyonluğunda.. Ağlamak ama öyle basit bir kelimeyle anlatılacak gibi değil.. "Gülerken ağlamak" olgusunu ben 14 sene önce yaşamıştım bir çokları gibi.. Başım ellerimin arasında, saçlarım avuçlarımda kalmış, gözlüklerimin camları ıslanmış, yanaklarım kırmızı, ensem ateş gibi.. Sonra annem duydu seslerimi.. "Oğlum sen Fenerbahçeli değil misin, bak şampiyon oldunuz işte, hadi oğlum, ağlama bak" diye sevincimden ağladığımı zannederek birşeyler söylemek istedi.. Annem işte, bir anne ne kadar Fenerbahçeli olabilirse o kadardı..

Üstüme eğilmiş beni kaldırmaya çalışıyor yerden, ben 40 santim önümdeki televizyona bakarak dövünüyorum.. Televizyon Oğuz ve Aykut'u gösteriyor.. Fenerbahçe ile bir bağlarının kalmadıklarını anlatıyor o ses.. Uzaklaştırıldı diyor, kovulduklarını söylüyor..

Benimkisi orada, o anda, o ses tonuyla, o fotoğraf karesiyle ve o gözyaşlarıyla gelen bir Fenerbahçe aşkıydı.. Yüzümüzdeki çizgilerin var bir sebebi.. Herkese aşinadır bu acılar.. Kolay değil yaşadıklarımız.. Basit şampiyonluklar bırakmadık geride.. Şimdi, bu kalabalık gündemin içerisinden hangi konuyu tutsam kanlar içinde elimde kalacak.. Kime yetiştireceksin lafını, kime anlatacaksın.. Hangi saldırıyı göğsünde yumuşatıp çakacaksın voleyi.. Değecek mi peki beynini yormaya, kendini yıpratmaya.. Ne olacak bunları yazınca, çizince..

Kalabalık gündemin içinde tebeşir tozu attığımız daum mu, yönetim mi, vesikalının evladı hakan bingül mü var? Kim ağlatabilir lan beni artık! Kimsiniz siz!?

Uzak durun..
Daha yakın olabilmek adına 40 santimden bakarım ben televizyondaki çubuklulara..
Uzak durun siz, kirlenmeyelim daha fazla..
Yaklaşmayın bana, gelme daha fazla, bozulmasın forsunuz..
Ne yazıyoruz biz, en anlatıyoruz ki..

Zaten özünde gözyaşlarıyla gelmiş bir Fenerbahçeliliğe nasıl leke sürebilirsin ki daha fazla!

Gençliğimin katilisin sen Fenerbahçe..
Seviyorum ulan seni!

15 Mayıs 2010

Sen Koy Adını Bu Saçmalığın


Ne yazılabilir, ne anlatılabilir bilemiyorum.. Her zaman söylediğim birşey var yalnız, 14 Mayıs 2006, bu camianın yaşadığı en büyük travmadır.. Ne rahat olabiliyoruz, ne stresi kaldırabiliyoruz.. Normal olamıyoruz.. Kısacası heyecanımızda, gevşekliğimizde ayarsız oluyor..

Trabzonspor maçı için bilet telaşına düşenler, karaborsacılara meyil vermek 'zorunda' kaldılar (Sözü gelmişken afedersiniz ama onların belası g.tünden gelsin).. Biraz çevresi olduğu zannedilen her insana biletix muamelesi yapmak ayrı bir dert iken, sene boyu piyasada görünmeyen tatlısu Fenerbahçelileri yana yana en umutsuz ses tonlarıyla ararlar ve "haber bekliyorum"la kapatırlar telefonu.. Bu mevzu tribün lügatında artık bir 'klişedir'.. Zincirleme çirkinlikten öteye gitmez..

Çünkü öyledir bu bizim toplumda; havalimanında çalışana free shop sorulur, üç beş kuruşu denk getirip kombine bileti alan vatandaşa 'bu maça gidecek misin' diye sorulur, gsm operatörünün müşteri hizmetlerinde çalışan vatandaşa 'özel numara bulabilir miyiz' diye yakınılır ve bu liste feci bir şekilde uzar gider.. Herhangi bir eve doktor ahbabımız geldiğinde oluşan senaryoyu söylemiyorum bile..

Günümüze dönecek olursak, gündemimizde, yada benim gündemimde çok şeyler var.. Kelime kelime parçalasam bu beyaz boşluğa, çıkan olgulardan tek bir cümle kurmak imkansıza yakın noktada.. Dusseldorf kargoları, koreografi, kombine takas, havaş, meşale, yoğurtçu parkı, pankart, maç sonu, vamos bien, kahvaltı, bilet, rapor, şampiyonluk, organizasyon, set pankartı bla bla..

Zorlasam tüm duyguları yaşayabilirim aslında.. Pazar sabahı çalışacak olan her insan gibi gereksiz bir gerginlik.. Haftaya pazar gününden başlamak ve şampiyonluk sevincinin akabinde sabahın ilk ışıklarında ayılabilmek, dinç görünmeye çalışmak, sakal traşı olabilecek bir yer bulmak ve işe gitmek.. Bunları düşünmek zorunda olmak.. Yada son derece gevşek bir şekilde 'caddeye uğrarız, sonra parka döneriz hacı' geyiklerine 'eyvallah' çekmek.. Kavram karmaşası içerisinde yüreğim çarpıyor..

Ne kıyak olurdu ama derdin tasan olmasa, tek mevzun Fenerbahçe olsa.. İşte aslında güzelliği burada başlıyor zaten.. Hayatının ortasına yerleştiriyorsun ama hep zoraki yaşıyorsun.. Yoksa akıllı insan işimi bakkala ekmek almaya çıktıktan sonra ertesi gün evi arayıp "anne ben Erzurumdayım, merak etme" diye aramak.. Veya askerde ameliyatlık bir durumun olur, koca Girne Askeri Hastanesinde ameliyatından bir gün önce, rütbelilerin arasında, mavi önlükle Fenerbahçe-Galatasaray maçı izlemek, gollerde sesini çıkaramamak, sonra hastane odasında yorgana sarılıp ağlamak, hemşirelerin 'ameliyatını erteleyelim mi' diye sorması ve bir an önce oradan kurtulmak için bu teklifi elinin tersiyle itmek..

"Fenerbahçe sana para mı veriyor"un açıklamasıdır bu işte hayatının tam ortasında yaşamak bu duyguyu.. Hep zoraki, hem son anda.. Bizlerin ortak noktası Fenerbahçe değil, Fenerbahçe zaafımızı belli etmemizdir.. "3-0'dan 4-3" denildiğinde "hangisi" diye sormaktır bu stresli günlerin keyfi.. Efsane olmuş olayları geç, basit şeylerde sinir boşalması yaşamaktır.. Rakip takımın arasında kalmış, tartışan fakat yalnız kalan Olcan'ın yanına gidip tek kolunu omzuna koyup diğer eliyle rakipleri iten Luciano'dur Fenerbahçe.. Bunu yıllarca konuşuruz işte.. Bir garip aşk işte..

18 saat kaldı 18. şampiyonluğumuza.. Bira, sigara, erken kalkmak, disko kralı, dusseldorf kargoları, soldanatak, uyumak gibi kavramların arasında kaldım yine..

İçim daralıyor gülüyorum kendi kendime, sonra duvarları yumruklayasım geliyor, garip sesler çıkartıyorum şarkı söylerim hesabına, kitaplarımı düzeltiyorum arada, bulaşık bile yıkadım az önce, odamdaki tiananmen square posterini düzelttim, şarlo flamalarının tozunu aldım, sigara küllüğünü boşalttım.. Telefon rehberini kurcalıyorum bu saatte kime sarabilirim hinliği, sonra yazı bitsin uyurum diyorum, yazı bitiyor, benim anlatamadıklarımı aşağıdaki video anlatıyor..

Sonra ben gidiyorum..
Hadi eyvallah..



video

14 Mayıs 2010

Mutlu-Korkak / Huzurlu-Tedirgin

Yer; Altıyol
Mekan; Dış / Gece
Diyalog; Fenerbahçe - Trabzonspor maç öncesi geyikleri

(pankart çalışmasından dönerken)
sezgin: Herkes birşey söylüyor.. Coşar bile "biz berabere kalırız, Beşiktaş kazanır, şampiyon oluruz" dedi, deli edecekler beni..
volkan: Armağan "kaybedip şampiyon oluruz" diyor..
giray: Hacılar bi herif var, adamın babası pek fazla ilgilenmezmiş futbolla filan.. Tatlısu Fenerbahçelisi.. Fakat 2-3 yıldır böyle ciddi maç önceleri rüyasını anlatıyor oğluna, bu da yazıyor bir yerde.. Rüyaları filan çıkıyormuş babasının, geçmiş konularına baktım adamın, şaşırdım harbiden.. İnter maçı öncesi gördüğü rüya; Deivid'in müthiş bir gol atacağı ve kazanacağımızı söylemiş.. Abi herif futbolcu ismi vermiş, ne diyeyim daha..
v: Oha! başka?
g: Rakip Chelsea, adamın rüyası; senenin en iyi futbolunu oynayıp Kadıköy'de yeniyoruz, fakat İngiltere'de eleniyoruz..
s: Hasstr..
g: Konularında tarih filan var işte, anlatıyorlar.. Maç öncesi yazılmış hep..
v: Trabzon maçı için?
g: Hacı durum 0-0 gidiyor bizim maç, diğer tarafta Bursa önde, dakika 90 bizim maçta, 90+2'de golü atıp şampiyon oluyoruz..

Herkesin eli yüreğinde.. "Oha abi, 50 tane kalp krizi olur" cümleleri havada uçuyor.. Göksel ile, Ercan'ı tutmak gerek, aşağı atlarlar geyikleri, aynı anda 'Haluk Başgaaan' inlemeleri, tarihin görebileceği en coşkulu "fifinasi" şenlikleri.. Olacak şeyler bunlar aslında.. Fakat herkes tedirgin.. Herkes coşkulu.. Herkes huzurlu ve herkes korkuyor.. Anlatılan hikayeden memnun değiliz.. Böyle birşey gelmesin istiyoruz başımıza..

Fakat hikayenin son yorumunu Avukat Volkan yapıyor; "abi tamam da, rüyanın sonunda şampiyon oluyoruz işte, fakat işin garibi kimse mutlu olamıyor!"

14 Mayıs 2006 gecesini yaşayan, bu hissiyatı anlar..
Öyle basit bir "ulan ya şampiyon olamazsak" gibi birşey değildir bu, anlatılamaz..
"hoca ne olacak sence, şampiyon olur muyuz" diye soran vatandaşa "o kaza bir kere olur, olacağız tabi" diye tersleyende biziz, "bitti hacı bu iş, koyduk alayına" diyen adama "dur ulan, ne rehaveti bu, bitmedi herşey" diye kızan insan güruhuda biziz..

Biz neyiz,
Bilemeyiz..

Kutsa Bizi Ulu 'KDBF'



2007 yılında öğrendiğim fakat mensuplarıyla 2010'da tanıştığım güzel insanlar topluluğu Vamos Bien'in şu meşhur "Kara Deryalarda Bir Fenersin" atkısının bünyemde yarattığı etkinin kısa bir özetidir aslında aşağıda anlatacaklarım;

Öncelikle grup içerisinden daha önce kimseyle tanışmadığımı belirtmem gerek.. Antu.com'da yazdığım yazılardan bilenler vardı beni, keza benim de aynı şekilde anımsadığım birileri.. Zamanında işsizliğinde vermiş olduğu manik depresif ruh hali ile birlikte yoğun sempati duyduğum Vamos Bien'le artık tanışma vakti geldi diye düşündüm.. Forumu kurcalarken 25 Şubat 2010'da Kadıköy'de oynanacak olan Lille maçının pankart organizasyonu hakkında bir knu okudum.. Hani şu "may the force be with you" mevzusu..

Kimseyi tanımadan, etmeden, hafif çekinerekten, bade süzerekten gittim sabahın kör vaktinde.. Yaklaşık 10 kişi kadar vardı ilk etapta.. Haliyle merak ediyorum forumda yazıştığım insanları.. Fakat 2-3 saat geçtikten sonra anladım ki o 10 kişiden Vamos Bien'li olan sadece ben varmışım.. Grup CK ve Unifeb'li arkadaşlarımızla ortak yürütülen bir çalışmaydı bu ve kimseyi tanımamamdan ötürü böyle bir durumla karşılaşmıştım, hemde ilk gün..

Boya, fırça, bez gibi objelerin arasında hafif çekingen edayla yoğunlaşmış pozisyonda işimi yaparken arada ayağa kalkıp, hafif basit bir gülümsemeyle "memnun oldum, Giray bende" cümlesinin akabinde yere eğilip fırça sallamaya devam ediyordum..

3 gün süren çalışmanın sonunda gereksiz çekingenliği üstümden atmama ve 'kaynaşma' dediğimiz o tırı vırı dalgasına yoğunlaşmaya başlamıştık ki "ulan neden benim polarım ve atkım yok, acaba satılıyor mu, sorsam ayıp olur mu" vs. gibi sorular takıldı aklıma.. Çünkü herkes o kadar güzel gözüküyordu ki, ördeklerin içinde karga gibi duruyordum.. Bu konuda pek fazla ses çıkarmama kararı aldım kendi kendime..

25 Şubat 2010, Fenerbahçe-Lille maçı, Kadıköy, Okul Açık, C blok eşrafı..
Maç öncesinde pankart açma organizasyonları konuşulurken birisi beni çağırdı, sesin ne taraftan geldiğini tam çözemedim, bakınırken sağa sola yüzüme bir atkı fırlatıldı.. Yere düşmesin diye tutarken atkıyı, poşetini yere atan Haluk abiyi gördüm.. "o senin" dedi gülerek..

Talep edilmeden verilmişti.. Güzeldi..
Racona uygun şekilde taktım atkıyı..
1-1 bitti maç, elendik..

O maç, benim bu atkı boynumdayken gördüğüm en son "yediğimiz gol"dü.. Yani atkı boynumdayken henüz gol yemedik.. Kara Deryalarda Bir Fenersin iyi gelmişti bana/bize..

Ve Ali Sami Yen deplasmanı..
Maçtan bir gün öncesinde daha önce şahit olmadığımız bir 'bildiri' okuduk resmi siteden.. Mecidiyeköy'e giderken atkı, kar maskesi vs. gibi "rakip takım taraftarını tahrik eden olgular" yasakmış.. Atkı takanlar görüldüğünde çevrilecekmiş.. Nerede görülmüştür ki taraftarın boynundaki atkı, rakip takım seyircisini tahrik etsin?

Haberi okuduğum gün yazdım Vamos Bien'e, yönetime ve federasyona istinaden; "atkımı boynumdan çıkaramazsınız" diye.. Tüm gruplarca alınan ortak kararda da "atkılarınızla gelin" bildirisi geçildi şifaen..

Gittik Sami Yen'e, her sene yaşanılan sıkıntıları tekrar yaşadık..
Seremoni sırasında hemen herkes esas duruşta veya serbest duruş modu parmaklarıyla 6 işareti yaparken, ben açtım atkımı ve görenler, bilmeyenler okusun dedim "KARA DERYALARDA BİR FENERSİN" yazısını..

Seremoni bitti, ben bir süre daha tuttum öyle havada..
Maç bitti, klasik galibiyet..
Sabah beni uyandıran mesaj; "Giray maçın tüm fotoğraflarında bu atkı var, kabak gibi gözüküyorsun vallahi, ama isyan gibi olmuş, hani atkı yasaktı ya, bi tek sende var gibi"
Bir tek bizde var,
Kara Deryalarda Bir Fenersin işte..

11 Mayıs 2010

Yalancı İstatistikler

Futbol;
Fenerbahçe'nin gol yemediği maçlar;

Denizlispor 0-2 Fenerbahçe / TSL 1
Fenerbahçe 3-0 Sivasspor / TSL 2
Bursaspor 0-1 Fenerbahçe / TSL 5
Fenerbahçe 1-0 İst.Büyükşehir / TSL 6
Fenerbahçe 3-0 Gençlerbirliği / TSL 8
Fenerbahçe 3-0 Ankaraspor / TSL 12
Trabzonspor 0-1 Fenerbahçe / TSL 17
Fenerbahçe 1-0 Antalyaspor / TSL 24
Gençlerbirliği 0-0 Fenerbahçe / TSL 25
Fenerbahçe 1-0 Gaziantepspor / TSL 26
Galatasaray 0-1 Fenerbahçe /
TSL 27
Fenerbahçe 2-0 Kayserispor / TSL 28
Ankaraspor 0-3 Fenerbahçe / TSL 29
Fenerbahçe 1-0 Beşiktaş / TSL 30

Kasımpaşa 0-1 Fenerbahçe / TSL 31
Fenerbahçe 2-0 Eskişehirspor / TSL 32
Ankaragücü 0-3 Fenerbahçe / TSL 33

Fenerbahçe - Galatasaray rekabeti / 2009 - 2010
FUTBOL
Fenerbahçe 3-1 Galatasaray -Lig Maçı
Galatasaray 0-1 Fenerbahçe -Lig Maçı
ERKEK BASKETBOL
Galatasaray 0-20 Fenerbahçe -Lig Maçı
Fenerbahçe 81-77 Galatasaray -Lig Maçı
BAYAN BASKETBOL
Galatasaray 77-84 Fenerbahçe -Lig Maçı
Fenerbahçe 76-62 Galatasaray -Lig Maçı
Galatasaray 56-55 Fenerbahçe -Tr. Kupası Finali
Fenerbahçe 57-51 Galatasaray - Play OFF
Fenerbahçe 61-56 Galatasaray - Play OFF
Galatasaray 78-82 Fenerbahçe - Play OFF
ERKEK VOLEYBOL
Fenerbahçe 3-2 Galatasaray -Lig Maçı
Galatasaray 1-3 Fenerbahçe -Lig Maçı
BAYAN VOLEYBOL
Galatasaray 0-3 Fenerbahçe -Lig Maçı
Galatasaray 0-3 Fenerbahçe -Lig Maçı
Fenerbahçe 3-0 Galatasaray -Tr. Kupası
Fenerbahçe 3-1 Galatasaray -Tr. Kupası
Fenerbahçe 3-0 Galatasaray - Play Off
Galatasaray 0-3 Fenerbahçe - Play Off
Galatasaray 0-3 Fenerbahçe - Play Off

2009-2010 Şampiyonlukları, Tüm Branşlar
1) Voleybol Erkekler
2) Voleybol Bayanlar
3) Basketbol Bayanlar
4) Yat Yarışları
5) Kürek (Tüm kategoriler)
6) Yüzme
7) Atletizm
8) Masa Tenisi
9) Futbol 14 Yaş Altı
10) Boks
-Futbol ve Erkek Basketbol 'beklemede'
Demem o ki, burası bir "Spor Kulübü"

9 Mayıs 2010

Bir Anne Ne Kadar Fenerli Olabilirse..


En güzel Beşiktaşlı kardeşim, Tunç Bozacılar'dadır kalem..
(http://tersmanyel.blogspot.com)


Akraba sayısı az olan şanslı insanlardanım. Küçükken bayram ziyaretlerini yarım güne sığdırıp kalan zamanımı kız kaçıran ve torpil ile doldururdum. Sülalenin en büyüğü bizimkiler olduğundan çok fazla el öpmek için dolaşmışlığım da olmadı. Babamın ve annemin ebeveylerini göremediğim gibi amca lafını bakkala, manava bahşetmek zorunda kalmıştım. Annemin ablasına yokluktan anneanne derdim. Sitenin açılışında gördüğünüz ve sırtındaki polis yarası ile tanıştırdığım kuzenim gerçek kuzenim değil zaten. Kuzenimin çocuğu gibi birşey! Aman çok uzadı. Asıl mesele soyadımın çevresinde toplanan bu güruhun Beşiktaş 'a gönül vermesidir.

Sülalemin hepsi Beşiktaşlı derler ya, hah işte ben de onlardanım. Teyzeler, dayılar, enişteler Küçükyalı 'da oturmaktalar. Her büyük maçta mahalleyi inleten bir eniştem vardır. Klakson, zurna, korna, müzikle. 80'li yıllarda çArşının kuruluşu sırasında tribün emekçisi olmuş, deplasman, kapalı farketmemiş kazan, Alen vazgeçmemiş, geceden beni de stada sürükleyip Beşiktaş 'ın ne demek olduğunu açıklamıştır. Benim üzerimde emeği çoktur. Teyzemden izin alıp, çocukları yatırıp ertesi günkü maça giden bir adamdır eniştem. Şimdi yeni açıkta ama semtte abiler her gördüğünde hürmet ederler. En ilginç özelliği ise alışkanlık işte, hala maça 3 saat önceden gider! Oğlu ile 2000 senesinden beri tribündeki yerimizi alırız yanyana kombine yoluyla. Hani sahte kuzenim olan! Dayım evlendikten sonra Beşktaş sevdasını evden sürdürmeye karar vermiş ama futbolcusunu, rengini, adını zikrettiğimizde bile gözleri parlayan bir ağabeyimizdir. Deplasman maceraları ve kavga mevzuları hala hafızamdadır. Sülaledeki ender gerçek akrabalarımdan olan öz dayım ise Almanya'da ikamet edip ara sıra Gazhane tarafından yeni açığa nasıl bir gün önceden girdiğini anlatır geldiğinde buralara. Hatta geçen hafta koyalım artık be diye mail attı koskoca adam.

İhtilal zamanında ülkeyi terketmek zorunda kaldığını ve Uğur Mumcu ile Bülent Ecevit 'in en yakın arkadaşı olduğunu duymuştum annemde . Sonra izin verildi de onu Nevizade 'de rakı keyfi yaşattım ülkesind . Neyse; gelelim bizim aileye. Babadan rengimizi belli ettik. Ağbeyim de aldı payın . Ama o da ne? Aile içinde ihanet peşinde olanlar var. Kim mi, elbette kadınlar. Ablam Fenerbahçeli idi Metin Tekin parlayana kadar. Sonra bir baktık şampiyonluk kutlamalarında en önde bayraklarla ablam. O da bizim safha geçince tek kişi kaldı. Annem..

Annem Fenerlidir benim. Bir anne ne kadar Fenerli olabilirse o kadar Fenerlidir annem. Maç seyretmişliği yoktur, takip mesafesi sınırlıdır. Maç sırasında ulusal kanal skoru sağ üstten vermese onu da bilmez. İlk 11 desem bakar kalır, anlamaz. Ama Fenerlidir işte. Metin Oktay'ı seyretmek için ailenin büyüklerinden biri ile tribünde yerini de almıştır, Lefter, Can Bartu zamanını da yaşamıştır. Tüm yaşamı boyunca 4 Beşiktaşlı ile geçirmiş biri olarak asla yalnız değildir ya da ben onu o şekilde düşünmemişimdir. o öylesine Fenerlidir, o annedir. Ne kadar Fenerli olabilirki. Beşiktaş maçına yolcu eder beni. Dua et derim her veda sahnesinde, sevgiliye gidişte. Esirgemez, gücenmez, eder bilirim. Beşiktaş'ın her rakibi ayrıca onun da rakibidir. O beni, ben Beşiktaş'ı. Sevgi zincirleme devam eder.

Üzgün gelirim eve maç sonu ya da bir sonraki gün görür beni mağlubiyetle kapanan bir akşamdan sonra. Teselli eder kendince. Kötü mü oynadılar oğlum diye sorar elinden geldiğince. Seyretmiştir maç sonrasını eğer yenilmişsek. Suçlu ararız beraber. Ben isyan ederim, o beni düşünür. Annem Fenerlidir benim hem de yıllardır bu kadar çok Beşiktaşlı 'nın yanında kalabilmişken. Fenerbahçe maçlarında işler biraz değişir. Önce yukarıda anlattığım eniştemin karısı annemi taciz telefonlarına başlar. Dua et bize babında. Annem o telefonlarla anlamıştır yıllardır haftasonu derbi olduğunu. Hadi lan ordan der teyzeme buradan söyleyemeyeceğim tabirlerle. Taciz bitmez. Müziğin sesini açarım sonuna kadar tüm ev duyar. Beşiktaş marşları ve tezahüratları elbette. Küfürlü olanları kapsama alanı içindeyse biraz kısılır kabul edilebilir kısmı ise bastırılarak bağırılır. Mırıldanır ve görüşürüz der geçer gider. Büyük gün gelir, oğul evden çıkmak üzereyken annesi sorar yıllardır hep aynı şekilde:
- Ne olur oğlum maç ? - Bilezik gibi geçireceğiz be anne ... - Hahahaha ... - Kusura bakma be anne ama öyle , dua et sen bize ... - Beddua ettirme hadi git , aman kendine dikkat et .

Bu diyalog ben kendimi bildiğimden beri böyledir. Bilezik lafı artık küfür değildir bu ailede, ana-oğul arasında keyifli bir atışmadır sadece. Yenilip geldiğimde dalga geçmek yerine teselli etmeyi seçer. Daha bilezik lafının karşılığını görmemişimdir. Ancak ben değişmem hep aynısını söylerim karşıdan kontra gelmez nasıl olsa. Annem Fenerlidir benim işte. Bir anne ne kadar Fenerli olabilirse. Yarın akşam yine dejavu yaşayacağız biz. Sabah evden çıkarken annne dua et diyeceğim, o an anlayacak akşama maç olduğunu ya da şimdiden teyzem bir yoklama çekmiştir . Ulusal kanal verse de seyretmeyecektir biliyorum, dayanamaz . Ama maç başlamadan bilezik gibi diyeceğim anne geçireceğiz. Gülecek, bir anne nasıl küfür ederse o kadar edecek oğluna. Maç sona erecek yeneceğiz ya da son altısında olduğu gibi hüzün. Suratım beş karışsa annem teselli edecek , eve neşe içinde gelirsem hadi lan ordan diyecek . Sülalede ve bu gönülde tektir. Annem Fenerlidir benim . Bir anne ne kadar Fenerli olabilirse.. Ve sırf bu yüzden Fenerbahçe'yi bile seviyorum ben...


7 Mayıs 2010

José Mário dos Santos Mourinho Félix

Bu adamın seveni hayran, sevmeyeni düşman.. Dünya futbolunda senelerdir tartışılan garip bir isimdir Jose Mourinho..

Senelerdir kendi ligi hariç en ufak bir başarısı olmayan Porto'yla ilk önce Uefa Kupasını alarak, akabinde Şampiyonlar Ligini kaldırarak "ben geliyorum, akıllı olun" mesajını vermiştir..

Ranieri'nin Chelsea'den kovulmasına müteakip Abramovic'in anında görüntü şeklinde takımının başına getirdiği isimdir Jose.. Chelsea ile 2 sene süren Premier Lig deneyiminde 2 lig şampiyonluğu yaşamış olan bu garip insan en çok maç öncesi ve sonrası yaptığı konuşmalarla dikkatleri üzerine çekti.. Nacizane benim gönlümü fethetmesinin sebebi de futbolu çok iyi bilmesinin yanında aklımdan çıkmayan özdeyişleridir..

Bunlardan benim için en önemli olanı ise "evine ekmek götürmek zorunda olan adamın üzerinde baskı olur, fakat futbolcuda olamaz!" diyerek; hem emek kavramının önemini anlatmıştır, hem futbolcu denilen 'zengin işçinin' vehametini hatırlatmıştır bizlere.. Benim için daha önemli olanı ise Chelsea gibi 'zenginlerin kulübünde'yken bunu söylemesiydi..

Ve yıllardır ülkemizde ve Fenerbahçe'de "yönetim-direktör" tartışmaları yaşanadursun, Jose Mourinho koca Chelsea'de yıllar önce Abramovic'e ayarı şu sözlerle vermiştir; "eğer bana takımı çalıştırma konusunda yardım etseydi, ligin dibine vururduk.. Ve eğer ben ona mâli işlerinde yardım etmeye kalksaydım, çoktan iflas etmiş olurduk!"

Tüm dünya sözlüklerinde "fenomen" kelimesinin karşılığında eminim Jose Mourinho'nun fotoğrafı var.. Teknik adamın bile 'yıldız' olabileceğini kanıtlamıştır bizlere.. Chelsea - Barcelona maçından önce Frank Rijkaard'ın sataşmasına istinaden söylediği şu sözlerle herkesin saygı duyduğu isimlere bile giydirmekten çekinmemiş olandır Jose Mourinho; "Benim futbol hayatımda koca bir sıfır var.. Ancak onun futbol hayatı mükkemmeldi, başarılarla doluydu.. Benim teknik direktörlük kariyerimde kupalar varken, bu kez Rijkaard'ın elinde koca bir sıfır var.."

İnter'e geçtikten sonra Bologna teknik direktörü Mihajloviç'in "futbol oynamayan birisiyle, futbol tartışmak çok saçma" sözüne istinaden "iyi bir jokey olabilmek için önce at mı olmak gerekiyor?" cümlesini nakşederek "İtalya'ya geldim, akıllı olun" mesajını vermiştir..

Jose'nin futbolunu konuşacak olursak, Porto, Chelsea ve İnter'in ortak bir özelliği var; hiç birisi kendi evinde mağlup olmadı.. Porto gibi bir takıma Şampiyonlar Ligini kazandıran, Chelsea'yi iki sene üst üste açık ara Şampiyon yapan ve yakın zamanda İnter'in başında rakipsiz görülen Barcelona'yı Şampiyonlar Ligi'nden uzaklaştıran birisinden söz ediyoruz..

Jose Mourinho gelsin Fenerbahçe'ye, Sabri Sarıoğlu'nun iyi futbolcu olduğunu savunan bir yazı yazacağım..

Jose candır..
Ha benim kardaşıma..

5 Mayıs 2010

Sormasın Artık Kimse...


Kimileri kardeş takım olur "aşşa maalle" hesabı, kimileri birbirlerine can düşman kesilir, fakat konu "Fenerbahçe başarısızlığı" olduğunda dostluk naraları atılır, kupalar paylaşılır.. Birileri sürekli renk değiştirir.. Oluşumunu tamamlamış bukalemundur alayı..

İçlerinde en saf sevgi belki Trabzonspor taraftarına aittir.. Oyuncuları ve taraftarlarını kutluyorum.. Türkiye kupası görmemiş olan ben, hiç içim acımadan yürekten tebrik ediyorum Trabzonspor camiasını..

Bu, Fenerbahçe kaybedince, herkesin kazanmış sayıldığı maçlardan yalnızca biridir..
Daha da sormasın kimse nedir bu Fenerbahçe büyüklüğü diye..

Halbuki önemsemiyorum.. Hastalık gibi birşey oldu bu Türkiye Kupası bizler için, fakat söyledik maç öncesi; "getirin kupayı, dereağzından atalım" diye.. Olmadı.. Seneye de olmasın..

Sen yenil bize inat, biz sevelim seni tüm yavşaklara inat..

Son sözü Habamam Sınıfı söyleyecek..
Önce sahneyi hatırlayalım; Hababam Sınıfı topluca Fenerbahçe - Trabzonspor maçına gider Mahmut Hoca'ya yakalanma pahasına.. Kaybetmiş olan takımın taraftarı olan tüm Hababam'ın aralarında yapmış olduğu kısa konuşmada İnek Şaban söyler son sözü; "Biz zaten hayatta iki şeyden çekiyoruz.. Bir Mahmut Hoca, bir de Trabzonspor"

Ezik ile Büzük Maceraları


Park Pozisyonu Belli

Sabiha Gökçen'de, pistte bekliyorum..
İlk ben karşılıyorum hepinizi..

Bir kulbunda sarı, diğerinde lacivert kurdale olan kupayı getir İstanbul'a kaptan..

Alın, gelin..
Sırf çatlak sesleri susturmak için, ilkokul seviyesi esprilere maruz kalmamak için, şu gereksiz stresi üzerinizden atmak için ve sezonu çift kupayla bitirebilmek için..
Alın, gelin..

3 Mayıs 2010

Gol Yok


9 lig maçında gol yemiyor Fenerbahçe..

6 maçtır gol yemeyen İngiltere’nin alt liglerinden Stevenage ve Torquay'den sonra profesyonel liglerde açık ara en az gol yiyen 1. takım Fenerbahçe oldu.. Volkan'ı ve Fenerbahçe savunmasını tamamlayan yürekli adamları tebrik ediyorum; Lugano, Bilica, Gökhan, Santos, Bekir, Önder, Deniz, Vederson..

1 Mayıs 2010

İşçisin Sen, İşçi Kal


Trt 1'de yayınlanan "tribün" programında taraftar gruplarının liderlerini ağırlayan ve tribün üzerine her takım taraftar temsilcisine sırasıyla söz verildiğinde Eskişehirspor Dernek Başkanı olan şahıs "Fenerbahçe koreografileri özel şirketlere yaptırıyor, bizim öyle bir gücümüz yok" gibi saçma bir cümle sarfetmişti..
1 Mayıs'a istinaden anlamlı olduğunu düşündüğüm bu grafiği eklemek istedim..
O özel şirket bizleriz..
Kimisi öğrenci, kimisi işsiz, kimisi yuvasını bırakıp geliyor stadta sabahlamaya, 5 dakika bile sürmeyen bir görüntü için 1 gününü harcayan güzel insanlar topluluğu..
Grup CK, 1907 Ünifeb ve Vamos Bien..
Yürüyelim..

270 Dakika = 2 Kupa


Gençlerbirliği maçında takımı uyandırmak için söylenen "Fener gol gol gol, şampiyonluk gidiyor" tezahüratının dönüşümü olan "geliyor" versiyonunda yapılan koreografiler, pankartlar, tezahüratların uğurundan mıdır bilirmez, bu akşam oynanan Eskişehirspor maçında yine üç puan aldık fakat asıl önemli olan Selçuk Şahin müthiş oynadı, Alex frikikten gol attı ve Güiza çalım attı, Maraton alt ayağa kalktı..

Bu senenin en iyi Fenerbahçesini izledik gibi.. Fakat "gibisiz" bir cümle var ki, bu senenin en iyi tribününü yaşadık, yaşattık..

İkinci yarı ile birlikte taraftardan ziyade alt tribün 'seyircileri', yıllar sonra Kadıköy'de olduklarının farkına vararak, bulundukları yere yakışanı yaptılar ve "tam kapasite" katkıda bulunuldu.. De'sibel meraklılarına selam olsun..

Ayrıca hepimiz itiraf etmeliyiz ki Grup CK, Unifeb ve Vamos Bien'in içinde önemli ölçüde bir APAÇİ var.. O dans figürleri, koridor geyikleri, komedinin son noktasıydı.. 1 Mayıs yorgunu olan emniyet mensubu vatandaşlar sayesinde koridor boşaltılabildi ancak.. Yoksa "apaçi show" sonuna kadar devam edecekti..

Stadı terketmeden önce günün en güzel anlarından birini yaşadık.. Işıklar sönmeye yeni başlamıştı ve bizler galibiyet sevincini yaşarken birden stad hoparlöründen "Haklıyız Kazanacağız" bestemiz çalmaya başladı.. Herkes birbirine şaşkınlıkla baktı o sıra.. Çözemedik mevzuyu.. Neden çaldılar, kim verdi, nasıl izin verildi vs. gibi sorular sorulmadan, Kara Deryalarda Bir Fenersin atkıları elimizde, yumruklar havada, gözler kapalı "Bir gün girsek biz mezara, gözümüz kalmaz arkada, evladıma miras bu sevda" dedik.. Ve çıktık..

Çıkışımız sürüyor..
Ligin ilk 8 maçında seri galibiyet..
Ligin son 8 maçında seri galibiyet (alabilmemiz için 2 maç kaldı)

Daha da önemlisi 270 dakika sonra 2 kupa gelecek..
Rıfkı'yı yemedik, el mecburiyetinden 'son iki'

Haydi rast gele..