27 Aralık 2010

Hesap Sorar, Pişman Ederlerdi, Fener'e Hakaret Edenleri!


Zaman makinesi olsa da 1985-1994 tribün adamları, o eski halleri ile bugüne gelseler.. Kasımpaşa'nın, Bostancı'nın, Kadıköy'ün, Okmeydanı'nın, Gaziosmanpaşa'nın, caddenin o efsane çocukları bugüne bir gelseler.. Mümkün değil, kimi rahmetli oldu, kimi elini eteğini herşeyden çekti, kimi taşındı buralardan gitti, kimi de tek başına gelip maç seyredip gidiyor.. Saçlar beyazladı, döküldü, hayat yükü omuzlarda.. Ben onların bugünkü halini değil, o zaman ki hali gelse diyorum..

Fenerbahçe'nin adından bile korkulduğu zamanlardı onlar, deplasman şehirleri olağan üstü hal ilan ederlerdi, bugün burada olsalar, Galatasaraylılar bırakın böyle yaygara yapmayı, kaçacak delik ararlardı..

Eğer gelebilselerdi bu zamana, ne olursa olsun onlar bu yıl Sami Yen'de ki G.Saray maçına girerlerdi, bedeli ne olursa olsun.. Üstelik kapalıyı alırlardı.. Korkak Tavuk Ortega yazdıranları bulur ellerini kollarını kırarlardı, interneti gösterirdik onlara.. Sanal alem delikanlılarını anlamazlardı ama anti-fenerbahçe, infaz team vs vs sayfalarında bize her türlü küfrü edenlerin yemin ediyorum kulaklarını keserlerdi, bulurlardı onları, yedirirlerdi yazdıklarını, kan alırlardı.. Bilen bilir, sadece Fenerbahçe'ye kötülük yapan bir sürü adam İstanbul'dan kaçıp gitmek zorunda kaldı zamanında.. İnanmazlardı bir basket maçında Galatasaray'ın sayıca fazla olabileceğine, çıldırırlardı caddede dolaşan bir sürü sarı-kırmızı, siyah beyaz atkı görünce.. Polis tribünden adam alamazdı öyle yaka paça dışarı.. Herkesi karşısına almak zorundaydı polis, bir kişi için bile.. Gece maçlarında vücutlara bıçaktan korusun diye naylon sarar, boğaza atkı takar çıkarlardı.. Kalamış'a, Yoğurtçu Parkı'na ya da Dolmabahçe'ye veya Mecideyeköy'e Galatasaraylılar maça girebilmek için Beşiktaş'tan yardım isterlerdi yine..

Galatasaray'da Beşiktaşlılara yardım ederdi bizle maçlarından önce.. Dost olurdu gene Beşiktaş ile Galatasaray, bilirlerdi çünkü Fenerbahçe ile başa çıkamayacaklarını.. Kanal D'nin, Star'ın arabaları camiadan çıkıp özür dilemedikçe, gelemezlerdi stada, gelirlerse parçalanırdı çünkü arabaları. Fatih Altaylı'nın çoktan canına okunmuştu.. Diğer takımların taraftarları birbirlerine Fenerbahçe dökülüyor sahada, ama abi Fener taraftarından uzak durmak lazım, hasta bu adamlar derlerdi. Denizli maçında Rüştüye vurmaya çaılışan salağa polisten önce onlar müdahale ederlerdi.

Ama o karşılıksız, kelimenin tam anlamıyla ölümüne seven insanlar yok artık..
Şimdi şiddete hayır, canım küfür etsinler ne olur biz onlara uymayalım, polis istemiyor samiyen'e gitmeyelim, bizim taraftar arasındada çok çapulcu var, ya ne işim var deplasmanda diyen Fenerbahçeliler çoğunlukta. Hele burada.

Neyse siz bana bakmayın, eski resimleri karıştırıken efkarlandım biraz, ben Fener taraftarının adından bile korkulduğu dönemlerin genci, bugünün orta yaşlı bir adamıyım.

Galiba bu dönemin gençlerinin kaybedecek çok şeyi var.. Bu da iyi bir şey aslında ama farkında değil misiniz Fenerbahçemize o kadar çok hakaret ediliyor, bize o kadar çok saldırı yapılıyor ki; hiç bir şeye cevap veremiyormuşuz gibi geliyor bana.. Dedim ya bu akşam biraz kafayı kastım, eski gazete küpürlerine bakıyordum, sonra bu yazı geldi.. Hiç bir amacım yada mesajım yok sadece boş boş yazdım.. Bilmeniz gereken tekşey eskiden biz eşsizdik.
Sonuç olarak; Hesap sorar, pişman ederlerdi, Fener'e hakaret edenleri!


2003'te sevgili Güneşhan'ın darlandığı bir gecede antu.com'a yazdığı yazıdır bu yukarıdakiler..
Tam yeri, tam zamanı..

21 Aralık 2010

IQ't Nezdinde Hedef Şaşması..

Aziz Yıldırım’a;
Ne işin var başkanım senin çorbacıda? Bayan Voleybol takımın uzak topraklarda, Katar’da kulüp için ter dökerken, Kulüp tarihindeki en anlamlı kupalardan birini getirmişken, ne diye malzeme ediyorsun kendini orada sokak ağzıyla konuşarak ve ‘hiçbir kulüp başkanının katılmadığı’ açılışa giderek? Helal olsun başkanım..

Takımı Islıklayan Güruha;
Hacı iyi mi böyle? Palamut formanı da almışsındır sen, paşalar gibi gitmişsindir maça.. Hatta ağzından “her maça geliyoz lan, top oynayın biraz!” filan gibi cümleler çıkmıştır.. Baktın olmuyor, bastın kalayı, e yanında üç beş kişi de destek verince ortalık gül gülistan oldu değil mi? Takdir ediyorum bireysel örgütlenmenizi ve fakat bu eylemin hiçbir şeye yaramadığını tarihten örnekler verip açıklayarak bünyemi zorlamak istemiyorum.. Lakin devam edin, sizlerle mücadele edenler de çıkar elbet.. Üzerinde çubuklu olanı ıslıklamak.. Harikasınız.. Helal olsun..

Stadı Boş Bırakanlara;
Sen önce maç seç, hafta içi “yorgunum abi, evde izlerim, nasılsa şifresiz” diyerek avut kendini, sonra ekran başında yol saçlarını.. Fakat “sevgi eylem gerektirir” diye pankart yapıldığı zaman, fiyaka olsun diye bütün sitelerde paylaş, “biz yaptık” de, sana da helal olsun be..

Futbolcu Kardeşlerimin Tümüne;
Merhaba, iyisiniz inşallah?
Bizler de iyiyiz, sağolun..

Aykut Kocaman’a;
“tükür yüzüne celladın
fırsatçının, fesatçının, hayının
dayan kitap ile,
dayan iş ile,
tırnak ile, diş ile,
umut ile, sevda ile, düş ile
dayan, rüsva etme beni..

Aykut Kocaman’a Acımasızca Davranan Tüm Kurum, Kuruluş ve Kişilere;
Başka tekere çomak sokmalısın ahbap! Yüreğin yetiyorsa kafaya oyna, tepeye çık..
Bu defa masumlar ödemesin bu işin bedelini mesela, yıllardır zulmedenlerden hesap sorsana! 

Okurlara, Sevenlere, Takip Edenlere;
Taraftarın ‘resmi’ sitesinde bu kadar çok argo kullandığım için affedin beni.. İçki sofrasındaki muhabbete döndü mevzu, lakin sinirimi-agresifliğimi mazur görün.. Resmi bir şey yok bende, kurumsallaşamadım henüz..

Yaşasın annemin ördüğü sarı lacivert atkı..
Kahrolsun futbolu bize endüstriyel biçimde enjekte edenlerin tümü!

Bilimum sevgi saygı / artık bünyemde ne kadar kaldıysa..

Armanın Gururu Sarı Melekler!

FIVB Dünya Kulüpler Şampiyonası Final Karşılaşmasında, turnuvanın favorilerinden olan Sollys Osasco'yu, set vermeden kazanan Bayan Voleybol takımımız Fenerbahçe Acıbadem, Dünya Şampiyonu oldu..

Bu yukarıdakiler herhangi bir televizyon kanalında rastlayabileceğiniz, haber yazma teknikleriyle dolu, tek bir cümlede ciddi özet geçebilme yeteneğine sahip bir cümleciktir bildiğiniz üzere..

Aşağıdakilerse bana ve herhangi bir yüreği sarı lacivert kan pompalayan sevdalılara ait;
"Dünyanın en büyük spor kulübü Fenerbahçe"


Hani söylemeden de geçemem belli ki, içim kıpır kıpır çünkü.. Yukarıda ki mevzubahis pankart, Kayseri maçında açıldı ve aşağıda göremeyenlerden doğan arbede sırasında 14 arkadaşımızı gözaltına alındı hatırlarsanız.. Hehh işte, o pankart halen daha elimizde ve rulo yapıp dik bir şekilde bekletmeyi düşünüyorum.. Belki üstüne oturduğunda gözleri açılanlar olur, tekliflere açığım.. Bu pankart özel, bu pankartın hikayesi var, bu pankarta bedeller ödendi..


Güzel oldu, çok güzel oldu..







Desteğini esirgemeyen, yüreği bizlerle atan bütün kardeşlerimize selamlar olsun, eyvallah..

16 Aralık 2010

Okur Yorumu

Giray Bey merhabalar,
Benim adım Tufan, Ankara'da müfettiş olarak olarak görev yapıyorum Farklı bir sitedeki yazınızı okudum.. Tek kelimeyle muhteşem, Basri abinin bende yeri ayrıdır, çünkü benim doğum günüm olan 17 eylül 1979'tan tam 20 sene sonra aynı gün vefat etmiştir.. Ve bu değerlere sahip çıkarak böyle güzel yazılar kaleme alan sizlere bizzat teşekkür etmek istedim.. Endüstriyel futbol zırvalamasının acımasız dişlileri içinde gerçek Fenerbahçeliliğin ne demek olduğunu unutturmak isteyen populist düzene başkaldırınızı yürekten alkışlıyorum.. Fenerbahçelilik bir yürek sızlamasıdır, bir hüzündür, kaybedilen değerler kuşağında.. Bir başkaldırıdır haksızlıklar karşısında.. Yağan yağmurun, karın altında ayak uçlarını hissetmeden, donarak maç izlemektir.. Güneşin altında bütün gün kavrularak maçın başlamasını bekmelek, kokoreç kokuları arasında yeşil sahada süzülen çubukuluları görmek için sabırsızlanmak.. Eminönü'nden kalkan vapurda formalı ve kaşkollu birilerini gördükçe, tanıdık bir gülümseme ile selamlaşmaktır tanımadık yolcularla..
 
Ben de Ankaragücü maçını, üstelik de Ankaragüçlülerin arasında, Fenerbahçemize yapılan hakaretlerin kulak çarpmaları arasında izledim.. Ruh ikizi "takımdaşları" ve "taraftardaşlarını" bulmanın manasız mutluluğu ve saçma sapan gururu içinde, laciverte kaçan mavileri, solmuş sarıları, kirlenmiş beyazları ve koyuluğu bozlaşmış yeşilleri arasında kopuk bir taraftarlığın temsilcilerine güzel bir ders vermesini bekliyordum Fenerbahçemizin... Her Fenerbahçe maçında ellerini avuşturarak "yolacak kaz" bekleyen onur-sus yöneticlere, kutsal(!) ittifakçılara, temiz-lig(k)çilere.. Küfürbazlara, goygoyculara, işbilmezlere, büyüklük nedir bilmezlere; bir büyüklük, bir efendilik dersi vermesini bekliyordum Fenerbehçemizden.. Öyle ki o tribünün yarısı da benim gibi bekliyordu, bir gol atsa de Fenerimiz, içimizden haykırsak, sessizce.. İşte buradayız diye.. Ki bu durum karşı takım(cıklar)ın gol attığı zaman tribünün çoğunun sevinmemesinden anlaşılıyordu.. Ama olmadı.. Olsun.. Siz yazdınız ya Basri abiyi.. Yazdınız ya "iyi gidenler"i.. O soğuğa sadece bu renkler için katlanan; normal insanların değil, sadece "çubuklu" delilerinin anlayacağı bir frekansta aşklarını yaşayan tüm kardeşlerimin donan ellerinden öptüm ya.. 19 Mayıs stadının üstünden yağan karın Basri Dirmlilerin ruhunu taşıyan yürek savaşçılarının saflığını ve cesaretini gösterdiğini anladım ya.. 
Ayak parmaklarımın ucu başuna donmamış, değmiş.. Şanlı sarı, onurlu lacivert, efsane çubuklu destanı devam ediyormuş, değmiş.. Yenmeye, yenilmeye değil, Basrilere, Lefterlere, Sporellere gönül kaptıranlar hala varmış, yaşıyorlarmış, değmiş.. Sadece gökte değil, yerde de nefes alıyormuş bunlar, değmiş.. İşte biz buradayız diye haykırabiliyorum şimdi, değmiş.. Kadıköy sahilinde çay içerek çubuklularını görmek için sabırsızlanan herkese selamlar..
Yüreğinize, emeğinize, kaleminize sağlık..
Yürek var vuruşmaya, soluk var harcanmaya, canlar var verilmeye; Fenerbahçe'ye..
 
-Tufan-

13 Aralık 2010

Basri ağbi, Topa Burun Vuruyorlar!


Basri ağbi merhaba..
Umarım rahatın yerindedir, huzurlusundur orada.. On seneyi geçti sen gökyüzüne çıkalı.. Aramızda 'uzak kuşak' farkı olduğu için "hikayelerinde büyüdük" diyemiyorum, sadece 'efsane' olduğun bilinir bu eşrafta.. Unutulmadın, her fırsatta muhabbetimize düşüyorsun, hiç merak etme, aklımızdasın.. Çok şey bilmem hakkında, ama derler ki başın kanlar içindeyken hava topuna yükseldiğinde yankılanan "şaap" sesi, tribünden duyulurmuş.. Ne güzel adammışsın sen Basri abi.. 

Bu hafta sana futbolla alakalı pek birşey anlatabileceğimi sanmıyorum.. Hiç girmiyorum o konuya zaten.. Senin, çubuklu için ter döktüğün yıllarda daha yeni yetme olan çömezin Aykut Kocaman, hoca oldu başımıza, ne de iyi oldu.. Görsen, nasıl yakışıyor aslında.. Şimdilik değerini bilemiyoruz pek, sonra anlaşılacaktır elbet.. Basri ağbi, laf aramızda burada bir Lugano var, sorma gitsin.. Sana benzetiyorlar biraz..
Konu dağılmasın ağbi, bir derdim var benim.. Hani tamam, sizlerin zamanıyla kıyaslanamaz 21. Yüzyıl futbolu, endüstriyele kapıldık gidiyoruz, eşleştirmek ağır demogoji olacak, farkındayım.. Sizin zamanınızda çaput bağlarlarmış, ama şimdi kırmızı kramponlu lejyonerler var demek olmaz, farkındayım.. Fakat, günümüzle kıyasladığımızda bile haddinden fazla çelişkiler barındırıyor bünyesinde bu futbol sektörü denilen meret.. Sektör oldu Basri ağbi, görsen ne paralar dönüyor piyasada.. Ankaragücü ile oynadık bu hafta, takımın maşallahı var, ilk yarı iyiydik ama olmadı işte, iki gol yedik, gitti üç puan.. Deplasmana gidecektik, 135 lira dediler bilete Basri ağbi.. İdrak edebilmen için asgari ücretin 570 lira olduğunu belirtmem gerek.. Sizin dönemle kıyaslarsak hata yaparız dedim ya, ona mahsuben bu gereksiz bilgi.. Çok kişi gidemedi deplasmana Basri ağbi, çok pahalıydı.. Gidenlere de helal olsun tabi, seninle aynı fikirdeyim..
Fakat bir topluluk vardı ağbi orda.. 


O soğukta gittiler Ankara’ya, bir bildiri hazırlamışlar, onu okudular, protesto ettiler bilet fiyatlarını, tribüne girmeden geri döndüler.. Bu bahsettiğim kişiler kendilerine Vamos Bien diyorlar, anlamı “iyi gidiyoruz” demek.. Her gittikleri yere ‘iyi gidiyorlar’ ağbi.. Hani bizim büyüklerimiz zamanında bizlerin daha iyi şartlarda yaşaması için mücadele etmişler ya, onların derdi de aynı gibi aslında.. Giderek yozlaşan bu futbol kültürünü ensesinden tutup çamurdan çıkarmaya çalışıyorlar.. Uğraşmaları bile güzel değil mi Basri ağbi? Hem bak ne söyleyeceğim sana, protesto ettikleri esnada takım otobüsü geldi, durdurdular aracı anlattığım insanlar.. Onların neden orada olduklarını bilen oyuncular alkışladılar biliyor musun Basri ağbi? İçi ısınmaz mı insanın o soğukta? Senin çömezin, bizim güzel hocamız Aykut Kocaman alkışladı önce otobüsün içinde.. Sonra toplanıp döndüler geri.. Maçı da Ankara çıkışında bir köy kahvesinde izlediler.. Dönüş yolunda uyudu ağbi hepsi.. Malum ertesi gün iş günü.. Çalışıyorlar haliyle, öğrenciler ve işsizlerde var aralarında.. Ama bu pis düzenin içinde, bu pahalı sevdanın içinde para kazanmaları gerek diğer ‘aşkiyalar’ gibi, deplasmana gidebilmek için.. Kadıköy'e varabilmeleri için..

Basri ağbi bunları neden sana anlattım, inan bilemiyorum.. Huzurunu kaçırmadım umarım.. Eski bir çınara tutunmak istedim belki, kimse dinlemiyor çünkü.. Burda değişti ağbi herşey, bize anlatıldığı gibi yaşanmıyor sevdalar artık.. Aşile tendona giriyorlar Basri ağbi.. Kendi mahallemizde çevirelim artık topu, yukarı mahallede burun vuruyorlar!


10 Aralık 2010

İmdat, Polis Var!

"Yapma! Hamileyim!" dedim, karnıma vurdu..

Merhaba,
Uzatmadan direkt konuya girmek ve düşüncemi sunmak istiyorum; son yaşanan "bebek katli" ile ilgili gelişmeler ve köşe yazıları çerçevesinde oluşan kamuoyu önümüzde. Geçmişten bugüne kadar, bütün sürece baktığımızda da gittikçe baskı altına giren bir toplum yaratıldı, malumunuz.. İki darbe arasında -ya da hemen ardından- çocuklarını doğuran, onları sokağa salarken "aman dikkat et" diye tembihleyen, sokakların tekin olmadığını ve otoritenin bütün yanlışlarına boyun eğmek gerektiğini canımızdan endişe ederek tembihleyen ebevenylerin nesliyiz.. Kaybolduğumuzda polis amcalara gitmemiz gerektiği söylendi üstelik.. Ve o nesil artık yavaş yavaş devlet, kamu ve özel idarelerde söz sahibi olmaya başlıyor, başlayacak.

Ama nasıl? 
Şimdilerde bile, yaşı 40'ı geçkin köşe yazarları "hamile kadının orada işi ne" diyebiliyor. Cahil mantığıyla bakınca doğru; "kendini ifade etme, tepki hakkını yok et, çünkü sen hamilesin ve cop yiyebilirsin!" Evet, tehlikeli bir şeydi mağdur yurttaşımızın yaptığı, riskliydi. Kendi karım olsa, belki onu kelepçeleyip gitmesine engel olurdum. Ama bir yanım çok acırdı, utanırdım. Ve ben o utancı şimdi daha büyük yaşıyorum. Çünkü en az beslenme ve nefes almak kadar "ifade ihtiyacı" da insanı, insanca yaşatan bir ihtiyaçtır, biliyoruz.
Hamile kadınlar, her çeşit engelli insanlar, yaşı 18'i geçmemişler; her bireyin ifade sahası bulması gerekli, daha adam gibi sokaklar için... Daha korkusuz yürünebilen caddeler için. Daha güvenilir devlet üniformaları için...
 
Az önce aklıma gelen bir fikir şu ki; -kamuoyu bu olayı soğutmadan- 18 ya da 25 Aralık Cumartesi günlerinden birinde Taksim'de bir eylem düzenlemeye, organize etmeye uğraşıyorum.. Şu anki kamuoyu baskısı ve utanç verici tablonun karşısında hiçbir güç böyle bir eyleme kılını kıpırdatamaz. Ve insanların "biz varız! konuşabiliriz!" demesi için bence bu büyük bir fırsattır. "Hoşlanmıyoruz" denilecek bir gün varsa en uygunu şu günlerdir. Çünkü artık mide bulandırıcı bir bataklıkta herkes, gırtlağına kadar. O tekmeleri vuran polisin arkadaşları da; çünkü onlar da çocuktular, çünkü onların anneleri hamileydi..

Bu doğrultuda yola çıkıp ifade özgürlüğünün tekmelenmesini asıl tekmelemek gerekiyor bence. Ve bunun için, başladığım üzere, elimden gelenden fazlasını yapacağım.
Açık söylemek gerekirse, derneklere inancım hiçbir zaman tam olmadı. Fakat bugün bu yazıyı sizlere aktarırken kendime bir şans veriyorum; 'bu ülke ve bu dünya güzel olabilir', diyorum.

Umarım sizler de bana ve kendinize, hatta doğacak herkese bu şansı verip bu fikir-projemin arkasında olur, organizasyon ve koordinasyon açısından sağlam olan bilgileriniz ve eylem tecrübenizle bu işe sahip çıkarsınız..

İlgili kurum ve kuruluşlara bu yazı acilen ulaştırılıp bir 'eylem' haline dönüşebilir.
Oturduğumuz sandalyelerden 'uygunadım' sanal tepki vermektense, sokağa çıkıp 'eylemadım' yürümeyi tercih ediyorum..

Siz?

Kaan Koç - T.Giray Tayyar
bir değil,
beş değil,
yüz milyonlarlasın maalesef..
koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını,
sürüye katılıverirsin hemen..
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye..
dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup,
deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf..
ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende..
ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer,
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak,
kabahat senin,
demeğe de dilim varmıyor ama
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim..



8 Aralık 2010

Dersimspor İstanbul'da..

2009 yılında kurulan ve ciddi sıkıntılar içerisinde futbola tutunmaya çalışan Dersimspor, 13 yıl önce 3. ligden, amatör kümeye düşen Tuncelispor'un devamı gibi gözüksede, günümüz şartlarınca çok daha farklı bir misyona sahip olan yeni bir futbol kulübüdür.. Gerek ismindeki isyan, gerek herhangi bir futbol ekibinin nefes alabilmesi için 'en başından' başlaması olsun, herşeyi ile takdiri hakediyor.. Bölgesindeki tek futbol takımı zira..

Mavi-Beyaz renklere sahip güzelim Dersimspor için çok güzel bir haber olmasına rağmen, şahsi olarak biraz kararsız duygular yaşadığım bir haberdir bu; Beşiktaş, Dersimspor'la, İstanbul'da bir hazırlık maçı organize etti, üstelik tüm geliri Dersimspor'a kalacak.. Tam tarihi belli değil sanıyorum.. Yakında açıklanır..

"Keşke Fenerbahçem yapsaydı bunu" diye iç konuşmalarımı bir kenara bırakarak Beşiktaş'ı yürekten kutluyorum.. Üstelik bununla da kalmamış olup, Dersim'e futbol okulları açarak destek projelerini devam ettireceklermiş.. Bana, "helal olsun arkadaşlar" demek düşüyor, ciğerim sızlamadan hemde.. Beşiktaşlı taraftar ve futbolseverler umarım gereken ilgiyi gösterir bu maça..

Dersimspor'a sadece başarılar dilemek çok yavan kalacak gibi, münferitin afişi gibi olacak ama, şimdilik bu kadar..

"Başarılar Dersimspor"
Futbol hayatın boyunca..

Taraftarı Bitirme Operasyonu

Geçtiğimiz pazar günü oynanan Beşiktaş-Bursaspor maçından önce klasik tabirle ''istenmeyen olaylar''ın meydana geldiğine tanık olduk. Bu iki kulüp taraftarı arasında uzun yıllara yayılan husumet futbol dünyasında bilinen bir gerçeklikti. İki takım arasında gerçekleşen müsabakalara rakip taraftar alınmamasına yönelik uygulamaya uzun bir süre sonra son verildi fakat olayların yaşanmasına mani olunamadı. Yaşananların hemen ertesinde medya, TFF ve emniyet teşkilatı gibi kurumlar ağızbirliği etmişcesine gündeme 5149 sayılı ''sporda şiddet yasası''nı soktular. Bu süreçte, deplasman taraftarının maçlara alınmasının yasaklanmasından, emniyetin taraftar üzerinde uyguladığı şiddet dozunun arttırılmasına kadar uzanan pek çok tuhaf önlemin tartışılıyor olmasını şaşkınlıkla izliyoruz. Yaşanan şiddet eylemlerini ve başvurulan ırkçı nitelikteki kışkırtmaları tasvip etmemiz mümkün değildir; fakat bununla birlikte bu olayların yaşanacağını çocukların bile öngörebildiği bir ortamda şunu sormak istiyoruz:

Emniyet kuvvetleri gerekli gördüğü durumlarda yol, meydan, köprü demeden her yeri kapatır, hesap vermeksizin her türlü önlemi alma gücünü kendinde görürken bu iki taraftar grubu nasıl olmuş da yanyana getirilmiştir? Olayların yaşanmasına neden olan başlıca etken çatışmayı önleyecek güvenlik uygulamalarına başvurulmamış olmasıdır. Alınmamış bu önlemlerden kastımız taraftara daha sert yaptırımlar getirilmesi değildir kesinlikle. Şiddet şiddeti doğurur. Önlem, adı üzerinde, olayların önüne henüz gerçekleşmeden geçmektir. İki tarafın karşı karşıya gelmiş olması öncelikli olarak güvenlik uygulamalarında yaşanan zaaftan kaynaklanmıştır.

Medya ve TFF hemen bu olayların gelişim sürecinde kendi oynadıkları rolün üzerini örtmeye girişmiş ve askıda tutulan yasa taslağına sarılmıştır. Konuşulanlar bize geçmişteki ‘Okullar olmadan Milli Eğitimi kolay yönetme’ mantığını anımsatmaktadır. Yasakçı bir zihniyetin ürünü olan talepler, bir taraftarın en doğal hakkı olan takımının maçını stadta seyretmesinden, tribünlere takımını destekleyen pankartları asmasına kadar pek çok şeye karışmak ve engellemek istemektedir. Beşiktaş - Bursaspor maçından bir gün önce protesto yapmak isteyen öğrenciler üzerinde uygulanmış olan akıldışı şiddetin futbol taraftarlarına da uygulanması yönündeki talepler medyamızın samimiyetini ve sahip olduğu düşünce yapısını göstermesi açısından önemlidir. Şiddet ne taraftara ne de sokakta demokratik hakkını kullanana uygulanmalıdır.

Henüz taslak halinde bulunan Sporda Şiddet Yasası en hafif tabirle taraftarı ve tribün kültürünü yok sayan, eksiklerle dolu, baskıcı bir yasadır. Bu yasa ile pek çok kuruma taraftarı yargılama gücü tanınırken biz taraftarlara söz söyleme ve savunma yapma hakkı bile tanınmamaktadır. Tekrar etmekte fayda var, yaşanan olaylar vahimdir ve tasvip edilemez. Ama herkes biliyor ki, olanlar önlenemez değildi. Şiddete başvuranlar kadar bunun zeminini hazırlayanlar da suça ortaktır.

Süreç gün be gün taraftarlık değerlerini endüstriyelleşmeye endeksleyerek tribün emekçilerini sahanın dışına atmaya doğru evrilmektedir.


Vamos Bien

7 Aralık 2010

Tebrikler Genç Fenerbahçeliler


Kişisel olarak genel tutumlarını sıklıkla eleştirdiğim Genç Fenerbahçeliler'in çok güzel bir işe imza atarak hepimizi gururlandırdığını belirtmek istiyorum.. Küçükyalı Çocuk Yuvasının güzel yüzlü ufak mensuplarını kucakladıkları gibi Kadıköy yollarına düşen Genç Fenerbahçeliler, onlarca çocuğa unutamayacakları bir gece yaşattılar..

"Kimsesiz Değiller, Genç Fenerliler" tezahüratı gevrek bir tat bıraktı ağızlarda.. Güzeldi herşey..
Şahsım adına teşekkür ediyorum bu işi organize eden arkadaşlara ve böyle güzel eylemlerin devamının gelmesini diliyorum..

Var olasınız..

Herkesin Comandante'si Kendine

bir sır daha var, çözdüklerimizden başka!
bir ışık daha var, bu ışıklardan başka..
hiçbir yaptığınla yetinme, geç öteye,
bir şey daha var bütün yaptıklarından başka..
 -Ömer Hayyam-

Okul Açık münferitlerinin ürettiği pankart olan "Comandante Alex"i eleştirmişler, biz yapmıştık onu Hagi'ye demiş liseliler, Gs-store'de t-shirt'ü bilem var demişler, üstelik 40 liret.. Ne ara komutan ilan ettiniz Hagi'yi yahu? Tamam ama Karpatların Maradona'sına ne oldu? Peki hocasının hitap ettiği "Giga"?

"İmparator" lakabını yıllarca efendi gibi taşıyan Oğuz Çetin'den utanmadan, ünvanı alıp Fatih Terim'e mâl eden Galatasaray taraftarı değil midir? Kral Aykut'un namı ne oldu, sizi Torino'ya tercih eden Şaban'a hibe ettiniz.. Şimdi tutturmuş taraftarına hırsız demiş olan kumandanınızı yüceltmek için bile Alex'i kullanıyorsunuz..

Hâlen daha resmi sitesi bile çalıntı olan liselilerin (http://www.manutd.com/en.aspx
http://www.galatasaray.org/en/index.php) bu iki kulaçlık karalama stratejisi komik ötesi geliyor bana..

Hagi'nin komutanlığı Kaniçici Çavuşesku'nun Albayı konumunda olduğu döneme tekabül eder, ötesi yoktur..

Herkesin Comandante'si kendine,
Gerçek olanı; Ernesto Che Guevara'dır..
Adamı kızdıracaksınız şimdi, dağılın başka şeyler tartışın lan..
S.ktirin gidin averajınızı filan düzeltin..
La yürü!

2 Aralık 2010

Unutulmaz Replikler / 10



köpekler bizi, içimizde kemik olduğu için mi ısırırlar anne?

-Korkuyorum Anne-


-hastayım sana
-geçmiş olsun

-Ağır Roman-


insanların hayatlarını, birşeylerden vazgeçmeden değiştiremezsin..

-Kelebek Etkisi-


konu duygular olduğunda büyük kahramanlar bile aptalca davranabilirler..

-Kaplan-


her gece kalbimi boşaltıyorum ama sabah yeniden doluyor..

-İngiliz Hasta-


şimdi ne yapmam gerektiğini bilmiyorum.. nefes almaya devam edeceğim.. yarın yine güneş doğacak çünkü, ama zamanın neler getireceğini kestiremiyorum..

-Cast Away-


her yasak, kendi isyancısını yaratır..

-Kağıt-


güzellik beni ilgilendirmiyor, maystro.. zevk sahibi bir kadını yalnızca yetenek cezbeder.

-Amadeus-


sen hiç kalp gördün mü? kalp, bir delikanlı için üzeri kanla kaplı yumruk gibidir..

-Daha Yaklaş-


-yazarım sana..
-yazma.. o zaman bekliyor insan.. ee buraya çok az insan geliyor, çok insan gidiyor.. kalanda bekliyor, ama bazen çok uzun bekliyor.. yani, hani, mesala zannediyorsun ki, bir yoldan birisi gelecek, boş, uzun bir yol, devamlı ona bakıyorsun ve sonra kimse gelmiyor.. yazma, boşver..

-Vizontele Tuuba-

1 Aralık 2010

Tarihin En Kötü Formaları..

Galatasaray'ın mor veya pembe formasıyla alakalı çok goygoy yapmıştık zamanında.. Daha kötülerini buldu Sezgin (anti) kardeşim, onu kaynak göstererek bu kepaze formaları sergilemekten onur duyarım efendim..

Crystal Palace
England Goalkeeper (David Seaman!)
Jorge Campos'un giydiği her şey..
N.County
Norwich
York City

Atletico Bilbao, nasıl da mutlular..

N.County
Clydebank
Püsküllü, Colorado
Yukarıda ki Colarado Kuzey Amerika liginde Denver'da kurulmuş bir takım, 1978'de ligde sadece bir sene yer alıp yok olmuş bu klüp.. Bir sezonda 22 mağlubiyet almışlar ve bütün bunların sebebi de bu forma olmalı..

Colorado takım formasının maçta giyileceğine inanmayanlar için yukarıdaki 4 nümerolu abimiz sizler için topu sürüyor.. Şimdi bunları ekledik ya, 2011-2012 sezon forması için fikir oluşmasın sakın Galatasaraylı modacıların aklında..

Lan?

Jose Mourinho ve Josep Guardiola Önem Derecesi..

Şu sıralar kişisel gündemim; Jose Mario dos Santos Mourinho Felix, hani şu bizim fenomen herif..

Porto, Chelsea, İnter ve Real Madrid gibi bir tırmanış sürecinde teknik direktörlerin 'yıldız' olabileceğini ispat etmiştir futbolseverlere.. Onun hakkında yazarken Nazım Hikmet'in bir şiiri düşer aklıma hep, fakat utanırdım yazmaya, şimdi hiç tutmayın beni eklemem şart;

insan ya hayrandır sana
                    ya düşman
ya hiç yokmuş gibi
                  unutulursun
ya da bir dakka bile
        çıkmazsın akıldan

Barcelona düşmanı olarak lanse edilen Mourinho'nun Katalan eşrafında pek sevilmediği bir gerçek.. Hatta alay konusudur, ciddiye almazlar.. En son Barcelona - Real Madrid maçında "ben tek siz hepiniz" diye bağırdıktan sonra şamar oğlanı olan mahalle abilerine döndü tabi.. Josep Guardiola'yı pek önemsemez.. Halbuki Jose Mourinho Barcelona'da tercümanlık görevini sürdürürken, Guardiola takımın kıdemli oyuncusuydu..
Guardiola yedek kulubesinde, Jose'yi takan yok..
Jose Mourinho'nun Barca zamanında pek fazla önemsenmemesinin kanıtı olarak 1999 yılında Jimmy Burns'nin yazdığı "Barca" kitabındaki fotoğraf karelerinde bariz bir şekilde görünmesine rağmen, açıklama olarak ismi yazmıyor..


"Otoriteye veya 'tartışılmaza' saldırarak prim yapma" cümlesi ile suçlanan Jose Mourinho, bu özelliği ile ya seviliyor, ya nefret ediliyor..
Yine de, Jose candır der, geçerim..
Ukala adam sevdiğimdendir belki..

Josep Guardiola ise, tüm zamanların ilkini başararak bir sezonda, bir kulübün alabileceği tüm kupaları alarak (6) Barcelona tarihine adını yazdırdı ve Mourinho, Barca'nın bu hegemonyasına son vermek için belki de Real Madrid ile dirsek teması sonucu o koltuğa oturdu.. Zenginlerin kulübü Chelsea neyse, fakat Kral'ın takımında (Barnebeu) olması da eleştirildi.. İnter'de kazandığı Şampiyonlar Ligi Kupası ise, üstelik Barca'yı o parlak yılında kupadan saf dışı etmesi Mourinho'nun kariyerinde en parlak günlerini yaşamasına sebep oldu..

Gözler "iki başlı" İspanya La Liga'sında bu sene.. "Berabere kalan takım şampiyonluğu kaybeder" cümlesi bile iki takımın kaybetmesinin çok zor olduğunun göstergesi.. Valencia'nın güzel çıkışı futbolseverleri umutlandırmıştı halbuki ama, ne kadar dayanabilirlerdi ki?



Xavi & Guardiola

El-classico futbolun zirvesidir..
Boca-River, Fenerbahçe-Galatasaray, Celtic-Glasgow tamam ama, biraz ayık olmakta fayda var..

Futbol, iyi oynayanlarla değil..
Futbol, 'daima' iyi oynayanlarla seyredilmesi daha keyifli bir hale dönüşebilir..

Tribünden ziyade, uzun zaman sonra ilk defa bir maçı keyifle izledim..
Teşekkür ederim lan, valla..

30 Kasım 2010

Charlie Chaplin; "Makineleşmek"

Charlie Chaplin
Hayatın bize çizdiği yol, özgürlük ve güzelliklerle dolu olabilir, ama biz bu yolu yitirdik.. Hırs, insanların ruhunu zehirledi.. Dünyayı bir nefret çemberine aldı.. Hepimizi kaz adımlarıyla sefaletin ve savaşların içine sürükledi.. Hızımızı artırdık, ama bunun tutsağı olduk.. Bolluk getiren makineleşme, bizi yoksul kıldı.. Edindiğimiz bilgiler bizi çıkarcı yaptı, zekamızı da katı ve acımasız.. Çok düşünüyoruz, ama az hissediyoruz.. Makineleşmeden çok insanlığa, zekadan çok iyilik ve anlayışa gereksinmemiz var.. İnsancıl değerlerimizi koruyamazsak hayat korkunç olur, hep yitiririz.. 

Siz insanlar güçlüsünüz.. Makineleri yapacak güç sizdedir.. Bu hayatı olağanüstü bir mutluluk serüvenine çevirecek olan yine sizlersiniz.. Öyleyse, insanlık ve demokrasi adına bu gücü kullanalım ve milliyetçilik hastalığına karşı birleştirelim.. 

Din, dil, ulus ayrımcılığı olmayan yeni bir dünya yaratalım!

-Charlie-

24 Kasım 2010

Aykut Kocaman'ı Anlayabilmek..

Ali Bilgin, Deivid, Deniz Barış ve Önder Turacı gibi sadece zaman aşımından dolayı bir şekilde içimize sindirdiğimiz, fakat gönderildiğinde çoğunluğumuzun zerre üzülmediği oyuncuları “ben futbol oynatmaya geldim” diyerek uzaklaştıran Aykut Kocaman’ın derdini en başta anlamalıydık zaten..

Kocaman’ın takıma kazandırdığı 89 doğumlu Stoch ve 87 doğumlu Dia ise tamamen ‘proje’ isimler ve ne güzel incelikli topçular.. Niang ise geldiğinde ilk akla gelen eleştiri “32 yaşındaki adama o kadar para verilir mi” oldu hatırlarsanız.. Fakat, verilen milyon dolarlar Niang’a değil, Fenerbahçe’nin yıllardır en büyük yarasına çözüm amaçlı verildi.. Böyle bakıldığında az bile.. Bu takım hücum hattını 5 senedir Kezman ve Güiza’ya bıraktı ve çok taraftar kel kaldı.. Nasıl da özlemişiz Niang gibi bir gol makinasını.. Üstelik Semih’i küstürmeden oynatabilen bir adam, ince bir ayrıntıdır..

Kısaca Aykut Kocaman’ın yapmak istediklerini biraz ince düşündüğümüzde fazlaca umutlu olabiliyorum.. Okan Alkan’ın Alex’e yaptığı asisti görebilmek çok güzel.. Gökay Iravul’un çat diye 11’de oynamasını ve o tedirginliğini görmek, heyecanını yaşamak ama hatasız oynamasına şahit olmak çok güzel..

Makyavelist bir düşünce tarzı ile koca Fenerbahçe’ye sahip çıkılamaz.. Onun için zafere giden her yol mübah olmamalı bizler için.. İyi futbol sonucu gelen galibiyetler yakışıyor çubukluya.. Daum zamanında keyifsiz kazanılan, 1-0’a yatan bir takım olmaktansa, Aykut’un yönettiği ve skoru önemli olmayan Fenerbahçe’yi tercih ederim her daim..

Garip bir istatistik;

Şu meşhur 89 senesindeki 103 gollü şampiyonluk hani..
13 haftada 28 gol atmışız..
Bu senenin 13. Haftasında ise 35 gol..

Ve Aykut Kocaman’ın takımı, ligde aldığı tüm galibiyetlerde rakip filelere ‘en az’ 3 gol bırakmış..

Söylediği sözü tekrar hatırlatmak gerek Kocaman Aykut`un;
"Ne Avrupa`da bir takımı çalıştırmak istiyorum, ne de milli takım teknik direktörlüğünü düşünüyorum. Benim için zirve Fenerbahçe’dir."

23 Kasım 2010

Alex'le Sonsuza..

Matias Delgado; 89 maç, 21 gol, 17 asist..
Cassio Lincoln; 67 maç, 16 gol, 31 asist..
Ricardinho; 33 maç, 6 gol, 4 asist..
Elano Blumer; 38 maç, 6 gol, 7 asist..
Marcelinho; 10 maç, 0 gol, 0 asist..

Sasa İlic; 50 maç, 15 gol, 7 asist..
R.Tabata; 24 maç 3 gol, 4 asist..
G. Hagi; 132 maç, 59 gol, 51 asist..

Toplam; 408 maç, 126 gol, 121 asist..

Alex de Souza; 268 maç, 125 gol, 119 asist..
Ne demiştik; "Dahi anlamında ki 'de' ayrı yazılır.. Alex 'de' Souza.."

22 Kasım 2010

Unutulmaz Replikler / 9


tanışmasaydık, geceleri yatarken dünyada senin gibi biri olduğunu bilmeden uyuyabilirdim..

-Good Will Hunting- 

ölecekmiş ölmesin dedim bi can kurtulsun dedim,
bütün hayatımda ofsayt dediler bişeye yaramaz sümsük dediler,
varsın gene desinler dedim,
hayatımnda bi defacık bi kız sevdim, onu da kaybedeyim dediim,
hayatımda bi kerecik bişey kazanacak oldum, onu da kaybedeyim dedim,
tek bi can kurtulsun dedim
çocuğu kurtaracak kadarını aldım üst tarafına el sürmedim, fena mı oldu?
sizler hepiniz, hepiniz, hepiniz hakem olun abiler..
ya bu maç be tıpkı bi maç, ama böyle hayat sahasında oynanıyo..
oyuncuları bizleriz,
topumuzda namusumuz, vicdanımız, insanlığımız..
ben, ben osman, ofsayt osman,
söyleyin be,
allah rızası için söyleyin be
gene mi atamadım golü ha?
bu da mı gol değil be?

-Ofsayt Osman-

ormanda yol ikiye ayrılıyordu, ben az kullanılanı seçtim..

-Ölü Ozanlar Derneği-


sen sesleri çizebilir misin? 
evet, ama onları konuşamam.

-The 13th Warrior-


dün gece neredeydin? 
-çok uzun zaman geçti, hatırlamıyorum.. 
bu akşam seni görebilecek miyim? 
-o kadar uzun süreli planlar yapmıyorum..

-Casablanca-


bir fikir uğruna bir insan öldürmek; fikri savunmak değil, bir insan öldürmektir..

-Notre Musique- 


kuşlar bugün niye mektup getirmediler inci?

-Uçurtmayı Vurmasınlar-


deli emin: evlerin çoğusunda vizontele yoktur biliyorsun.. millet olan evlere gidiyor, ev sahipleride surat ediyor.. geçen gün oduncu fahri milleti evden kovmuş..
reis bey: sebep?
deli emin: lucy yüzünden.. ee bunlar böyle dallas'a bakarken bitanesi demis ki; demiş ee "ula bu lucy çok hoştur, keşke bi insan bunla sevişse filan".. yani böyle terbiyesizce konuşmuş.. ondan sonra fahri kızmış, demiş "vizontele de benimdir, lucy de, siktiri çekmiş" yani o da terbiyesizce konuşmuş..
reis bey: tamam emin uzatma..
deli emin: afedersin hocam, işte oduncu fahri..

-Vizontele-

15 Kasım 2010

Barış Kuyucu; "Ağzımdan Kaçtı"

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Mezunu ve aynı zamanda şu sıralar CNN Türk Spor Servisi Yöneticiliği yapan Barış Kuyucu'da şu sanal alemde rüştünü ispatladı..

Görevini ve okulunu yazdım, çünkü bu muhteremin tarih bilgisi yok denecek kadar az.. Birileri bu adama tatlısu milliyetçiliği yapmadan önce Senegal ile savaş yapılmadığını veya herhangi bir husumetimizin olmadığını anlatmalı.. Ayrıca tebrik ediyorum Kuyucu Barış'ı, bir iki cümle ile Fenerbahçe Spor Kulübü ve Gaziantepspor'la, ayrıca Issiar Dia ve Niang'la davalık olma kabiliyeti göstermiş ve ilkokul seviyesindeki tarih bilgisi ile komik duruma düşmüştür..

Özür dilerken bile iki kelimeyi bir araya getiremeyen bu adam, yazdığı kelimelerin gafletine düşünce canlı yayında "ağzımdan kaçtı" gibi birşey söyledi.. Ben acıdım bu gencoğlana..

Biz yine yıllardır tekrar eden kelamımızı eksik etmeyelim;

"Hesap sorar, pişman ederlerdi, Fener'e hakaret edenleri.."

9 Kasım 2010

Aykut Kocaman'ın Zirvesi?

"Ne Avrupa'da bir takımı çalıştırmak istiyorum, ne de milli takım teknik direktörlüğünü düşünüyorum. Benim için zirve Fenerbahçe’dir."

New York'ta 5 Minare, Paris'te 2 Cenaze..

Yer; İstanbul
 Tarih; 11 Şubat 1999
Magazin Gazetecileri Derneği Gecesi

Sabah Gazetesi yazarlarından Sevilay Yükselir tarafından yıllar sonra kaleme alınan o rezalet gece diyaloglarına istinaden, olayların görüntülerini Rasim Ozan Kütahyalı ile birlikte tekrar seyrettiğinde takıldığı detayı hatırlatmak istiyorum..

Geceyi özet geçmeye gerek görmüyorum.. Ahmet Kaya'ya verilen "yılın en iyi sanatçısı" ödülünü almak üzere sahneye çıktığında, söylediklerinden ötürü ağır bir tepkiyle karşılaşmıştı.. Şenay Düdek, Sertaç Ortaç, Erdal Acar, Reha Muhtar gibi ciğersizlerin yanında olayları inceden takip eden, müdahil olmayan birisi belirir ekranda..

Bu güruh Ahmet Kaya'nın üzerine yürüyerek birşeyler atarken, Şenay Düdek "sünnetsiz pezevenk" diye bağırır, Erdal Acar tehditler savurur, Sertaç Ortaç sahnede aragazı verir.. Ciğerim Ahmet Kaya hepsine bakar, güler.. Sonra gözleri birine takılır, yanından geçer gider, çıkar dışarı.. Yanından geçtiği adam, onların arkasından bağıranları, çatal bıçak fırlatanları alkışlamakla meşguldür..

Ellerin kırılsın Mahsun Kırmızıgül..
Zamanında aynı dava uğruna bedeller ödeyen Ahmet Kaya, Yılmaz Güney gibi canlar, şuan Fransa'da topraksız yatmaktalar.. Sen, aynı davanın ekmeğini yemekle yoğunsun piyasada..

Ulan, ciğersiz herif, en taşaklı yönetmen olsan kime ne?
Şerefin eksik senin..

New York'ta 5 Minare, Paris'te 2 Cenaze..

***

İki çift laf edeyim Hıncal Uluç'a; demiş ki zat-ı muhterem; Mahsun Kırmızıgül bu ülkenin Charlie Chaplin'idir.. Çünkü filmlerini kendisi yazıyor, kendisi yönetiyor, müziklerini yaptıktan sonra kendisi oynuyor.. Yani sinema devrimcisi Şarlo ile kıyaslanıyor..

Vay be..

Bana göre bu ülkenin Ferdi Tayfur'udur o herif..

Zira Ferdi Tayfur çeşitli senelerde; 6 filmin yönetmenliğini yapmış, 5 filmin senaryosunu yazmış, 3 filmin müziklerini yapmış ve 41 filmde başrol oynamıştır..

Hıncal Uluç kriterlerine uyan filmlerden bazıları; (1986) Affet Allahım - (1985) Haram Oldu - (1988) Bu Talihimin Canına Okuyacağım - (1986) İçimde Bir His Var..

Selametle gözüm..

7 Kasım 2010

Bir Acayip Adam..

İki kelimeyi bir araya getiremeyenlerin dünyası olan futbolun, kimliği ve kişiliğiyle "mahallemizin adamı" diye telaffuz edilen güzel ve incelikli sıfata erişmiş bir oyuncusudur o.. Varsın daha bir hafta önce Fenerbahçe'ye giydirmiş olsun bir gol, olsun..

Daha 20 yaşında Juventus'a transfer olacak kadar futbolcu olan bu adam, yıllardır oynadığı takım olan Basel'den ayrılışını şu şekilde açıklıyor; "Sıkılmıştım artık. Futbolu gelişmemiş bir yerde her sene Uefa veya Şampiyonlar Liginde oynamak çok keyifli bir iş değil benim için" dediğinde "kim lan bu herif" dedik.. Daha sonra biraz araştırıldığında futbol hayatı boyunca hiç kırmızı kart cezası almamış olması ve bunu da "Marksist kişiliğimin sahaya yansıması" sözleriyle açıklayan bu adam daha çok araştırmayı hak ediyor..

Sakat olduğu için oynayamadığı bir hafta Basel taraftarı ile trenle deplasmana giden Ivan Ergiç, bir röportajında "alabilecek imkanımın olmasına rağmen hiç bir zaman renkli spor arabaları düşlemedim" diyerek meslektaşlarından bir kaç adım öne çıkıyor.. Bu zamana kadar menejer kabul etmeyen Ergiç, ikinci el araç kullandığını ifade ediyor her mevzu açıldığında..

İsviçre'de gerçekleşen bir televizyon programında futbolcuların kazandığı paralardan şikayet edebilecek kadar açık yürekli bir adam olmasının yanında, Bursaspor'un Manchester United ile oynadığı ve 3-0 kaybettiği maç sonrası yapılan röportajda (bu ülkede bir yılını henüz doldurmuş olmasına rağmen Türkçe verilmiş bir röportajdır ve bu topraklarda yıllardır oynayıp iki kelime sökememiş olan ecnebi muhteremlere kapak olsundur) şöyle bir diyalog vardı; muhabir "maçın en iyi isimlerinden birisiydin" dedikten sonra Ergiç gülerek "kim?" diye sorunca (ki burada ses tonunu duymalıydınız) biraz geveledi klişe sahibi muhabirimiz, sonra delikanlı gibi Fletcher'ın attığı golde savunma anlamında ciddi bir hata yaptığını söyleyerek, maç sonunda bile mantıklı konuşulabileceğinin örneğini göstermiş olup, ona buna b.k atma işini görev edinen teknik direktör, yönetici ve futbolcu kardeşlerimizi g.t etme eylemi içinde olduğu için tebrik ederim kendisini..

Balkanlar'ın köklü dergilerinden biri olan Politika'da zaman zaman çeşitli makale ve denemeleri yayınlanan Ergiç, salt olarak meşin yuvarlak için değil, sahaya çıktığı zaman sol'da ter akıtıyor..

Uzaklaşma bu topraklardan ciğerim..

Kusura bakmazsan bir sonraki maç seni Lugano'ya emanet etmeyi planlıyoruz ama..
Aslolan Fenerbahçe'dir çünkü..
Lakin çok güzel adamsın vesselam..

Sağlıcakla kal iki gözüm..

3 Kasım 2010

Şiddet Sırf Taraftarın Eseri mi?



Sporda Şiddeti Önleme Yasası yakında çıkacak. Bu konuda herkesin fikri alınırken, yasanın direk muhattabı olan taraftarlar yok sayılıyor. Şu ana kadar yapılan uygulamalarda, hapis, para ve maça girememe cezalarını sadece taraftarlar aldı. Üstelik çoğu delilsiz, tanıksız. Bu temelsiz cezalar yavaş yavaş mahkemelerde düşüyor. Çünkü mahkemeler İl Güvenlik Kurul`larından görüntü istiyor onlar da veremiyor. Allahtan mahkemeler var da bu hukuksuzluk yavaş yavaş sona eriyor.

Ancak dediğimiz gibi bütün bunlar bu işten zararlı çıkan tek gurubun taraftarlar olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Gazeteci köşesinden, yorumcu ekranlardan ağzına geleni söylüyor ancak tık yok. İl Güvenlik Kurul`ları daha ne bir gazeteciye ne de bir yöneticiye ceza verebildi. Ancak iş taraftara gelince vur abalıya.

Bütün bu gelişmeler olurken Cumhuriyet Gazetesi Fenerbahçemizin önemli tribün gruplarından Vamos Bien`in üyesi, aynı zamanda Antu.com yazarlarından Tevfik Giray Tayyar ile bir röportaj yaptı. Deniz Ülkütekin`in yaptığı, Cumhiriyet Gazetesi`nin Pazar Eki`nde yayınlanan röportaj şöyle:

Yakın bir gelecekte çıkması beklenen yasayla birlikte stadların huzura kavuşacağı öngörülüyor. Herkes yasanın içeriği hakkında konuşurken taraftarlara pek söz verilmiyor. Fenerbahçe tribünlerinden Vamos Bien grubu yasayla ilgili taraftar isteklerini duyurmak için bir çalışma başlattı.

ŞİDDET SIRF TARAFTARIN ESERİ Mİ?
Samsun ve Gaziantep`te yaşanan olaylarla birlikte tasarı halinde olan Sporda Şiddet Yasası`nın bir an önce çıkması için baskılar artmaya başladı. Konu hakkında spor camiasından hemen herkes fikir beyan etti. Ancak belki de tek fikri sorulmayanlar yasanın direk muhatabı taraftarlardı. 2006`da Fenerbahçe tribünlerinde faaliyete geçen Vamos Bien grubu, diğer renkdaşlarıyla ortak kareografilerle Şükrü Saraçoğlu Stadı`nda okul tarafı olarak bilinen tribünde takıma destek veriyor. Ancak geçen sezonun son haftasındaki Trabzonspor maçının ardından çıkan olaylar ve verilen cezalar sonrası başlayan süreçte başka bir faaliyet alanı da belirlemişler. Sporda şiddet yasasıyla ilgili taraftarların da beklentilerini ortaya çıkaracak bir atolye çalışması. Grup üyelerinden Tevfik Giray Tayyar, ufak yaşlardan itibaren bakkal harçlıklarından biriktirdiği paralarla gizlice maçlara gitmeye başlamış. Sonrasında babası “hadi gel maça götüreyim” dediğinde, ilk kez maça gitmiş gibi numara yapmak zorunda bile kalmış. Kendisini ve Vamos Bien`i “modern futbola karşı örgütlenmiş grupların en saf örneğiyiz” diyerek tanımlıyor. Ancak birazdan okuyacağınız gibi taraftarlık sırf maça gidip takımı desteklemekten ibaret bir şey değil...

-Sporda şiddet yasasıyla ilgili çalışmaya nasıl başladınız?
Sporda şiddet yasası manifestomuzun karşısında yeralan bir anlayış. Bizler grup olarak tribünde ve yaşamda şiddete karşı insanlarız. Fakat bu yasayla sorumluluğun büyük kısmı taraftarların omuzlarına yıkılarak şiddet ortamının oluşmasında rol alan emniyet, medya, kulüp yöneticileri gözardı ediliyor. Taraftarlar bu ortamın yatarılmasında ne kadar etkiliyse diğer tüm bileşenlerin de o kadar etkisi vardır.

-İnternet üzerinde yapılan açıklamalarda grubunuz baskılardan şikayetçi. 
Taraftar grupları üzerinde her zaman bir baskı vardır. Tüm gruplar en nihayetinde taraftarın örgütlü olduğu sivil yapılardır. İçlerinde her tür anlayışın olduğu bu yapılar önce emniyet sonra da kulüpler tarafından hakim olunmak istenmekte. Grup olarak emniyet, kulüp, federasyon, UEFA, medya yani futbolla ilgilenen herkesten gördüğümüz bir baskı var.

-Yasa tasarısında ne gibi değişiklikler yapılmasını istiyorsunuz?
Bu yasa taraftarları stadlardan uzaklaştıracak. Sorunun bir tarafı olarak gösterilirken, muhatap olarak alınmayacağız. Hakkımızda karar alınacak ama bizim söyleyecek sözümüz olmayacak. Öncelikle bizler bu yasayla, temsil edilmek istiyoruz. İl güvenlik kurullarında bir ilin valisinden, medya mensubuna kadar insanı temsil edilirken, bizlere hiçbir şekilde söz hakkı tanınmıyor. Spor için gerçekten uzmanlaşmış ve taraftar psikolojisinden anlayan görevlilerin bu yasayı uygulaması gerekiyor. Gasp masası görevlilerine “spor polisi” diye yelek giydirince sorun çözülmüyor maalesef. Yeni yasada suç farzedilen olay ile verilen ceza arasında bir ölçü olmasını istiyoruz. Sahaya girip teknik direktör bıçaklayan kişiye verilen ceza, bir arbede esnasında polisin rastgele topladığı adamın cezasının iki katıysa adeletten bahsedemezsiniz. Öncelikli hedefimiz kendimizi bu duruma göre yapılandırmak. Zaten 3 grup Vamos Bien, Grup CK, 1907 Ünifeb baştan beri beraber hareket ediyoruz. Diğer Fenerbahçe taraftar gruplarının yaklaşımları da olumlu. Ama bu sürece çok güçlü ve örgütlü girebilmek gerekiyor.

-Tribün terörü denildiğinde hep taraftarların çıkardığı olaylar akla gelir. Oysa polis tarafından uygulanan şiddet pek konu edilmiyor. Bir taraftar grubu olarak polislerin taraftara bakışını ve çıkan olaylardaki rolünü nasıl yorumluyorsunuz?
Emniyetle yapılan bir toplantıda benzer birşey ifade etmiştik. Emniyet taraftarı potansiyel suçlu olarak gördüğü için her daim şiddetle yaklaşıyor ve ufacık olaylar büyüyor. Sonunda ‘tribün terörü’ olarak taraftarlara fatura çıkıyor. Toplantıdaki yetkili de bunun “olmazsa olmaz” olduğunu söylemişti. “Emniyetin bakışına gore herkes potansiyel suçludur” deyince zaten anlattığımız herşey boşa gitmişti. Genel bakış bu olunca tribünler her daim şiddete gebe kalıyor. Güvenlikten sorumlu olanlar çoğu olayda çözücü olmaktan uzak ve bunda da destek bulabiliyorlar. Medya sağolsun suçlu yaratmakda başarılı olduğu ve buna da karşı çıkacak bir makam ya da mecramız olmadığı için zemin zaten hazır.

-Maçlarada görsel amaçlı kullanılan pankart, sopalı pankart ya da konfeti gibi malzemeleri tribüne sokmakta ne kadar sıkıntı yaşıyorsunuz. Bu yasakların ne kadarı sizce anlamlı?
Saydıklarınız, tribündekilerin tıpkı varlıkları, sesleri gibi bu oyuna dahil olma araçlarından biridir. Aslında bunları yasaklamak, sansürlemek oyunun öznelerinden birini pasifize etmek, renksizleştirmektir. 70’ler ve 80’ler herkesin bayrağını kolunun altına alıp maçlara gittiği yıllarmış, şimdi bırakın pankartı, çocuğunuza aldığınız bayrağı bile maça sokamıyorsunuz. Ankara’da misal tribüne pankart asmak imkansızdı. Pek çok stadda gereksiz ve saçma yasaklarla bu tip zararsız görsel malzemeler engelleniyor. Günler geceler boyu emek harcadığımız ve desteğimizi belirten bir pankart, iki dudak hareketiyle çöpe gidebiliyor.Temel amaç bu gruplaşmaları dağıtmak olduğu için bu tip malzemeler de potansiyel olarak suç aletleri olarak algılanabiliyor. Bu anlamda kendini ifade etmeye dönük bu tip araçların yasaklanmasına her daim karşıyız ve elimizden geldiğince bu geleneği sahipleniyoruz.

-2003`ten beri yürütülen bir taraftar gruplarını sindirme operasyonu olduğu açık. Burada nasıl bir süreç işledi?
Bu süreç tamamen emniyet ve kulüplerin işbirliği ile yapılandırıldı. Bir taraftan bu gruplar suç örgütleri olarak lanse edilirken diğer taraftan stadlarda modernizasyon çalışmaları ile taraftarlar stada giremez hale geldi. Yüksek kombine ve bilet fiyatları ile ve sürekli hale gelen cezalar ile bu süreç sonunda içeri girebilen taraftar sayısı oldukça azaldı. Bu sindirme kademe kademe yayılıyor.

Kâh Çıkarım Gökyüzüne, Seyrederim Âlemi..

* Yolda karşılaşılır, randevuya, tiyatroya filan bir yerlere gecikilmiştir, ama olsundur, ille de ayaküstü şu diyaloglar yapılır; "n'aber", "iyidir senden n'aber?", "n'oolsun iyi işte", "sen hala orda mısın", "yok, şuraya geçtim aslında", "bir ara beni ara be, konuşalım", "olur", "numaramı vereyim", "yok ben bulurum".. Nereden bulacaksın, öküz? Karşında insanevladı işte, konuşsana.. Mutlak suretle yapılacak bu yolüstü eziyetleri.. Birisi "hadi eyvallah" diyene kadar bir sürü "aa, öyle mi, vay be, cıkcık, hadi ya" gibi bir sürü gereksiz hececikler heba olunur, geç kalınır, sıcak gelmez kimseye..

* Ulan Bilica, saklıyordum, bilmeyenler vardır ama söylemem lazım; Bilica isimli muhterem ilk defa bir takımda ikinci yıl üstüste oynuyor.. Evet, o takım Fenerbahçe.. Ayrıca ilk defa bonservisi satın alınarak transfer olmuş.. Evet, o takımda Fenerbahçe.. Yihuu..

* Polar, hırka filan giyemeden direkt kış geldi arkadaş.. Ha, unutmadan; bence kış, erkeğin diğer mevsimlere göre daha iyi giyenebileceği bir hava olayı bence.. Kaşkol, şapka filan.. Yazında hatun kişiler böyle kımıl kımıl giyiniyor, er kişiler kıllı kalıyor haliyle..

* Lan? Sakın Eylül dişi, Ekim erkek gibi olmasın.. Ağustos'ta gay gibi zaten.. Nisan genç kız, çıtı pıtı.. Kasım şişman ve yaşlı, kel, bir de yavşak tipi var.. Mayıs her daim asi ve bıçkın delikanlı.. Ocak, arka göt cebinde eve çikilopla gelen dayı gibi..  Şubat, mahallede ağaçlara dalıp elma toplayan haylaz.. Mart tam bir şerefsiz çocuğu gibi, "hacı bi sakal atsana" diyecek gibi.. Haziran aristokrat gibi, elit gibi..

* Bazen yazar, sıkılır.. İşte bu car cur konumundan.. Yüzünü, hüznünü azıcık dinlendirmek ister.. Bünyeyi bir yerlere, tiz sesini başka yerlere tatile göndermek ister.. Bazen yazar, tadilat dolayısıyla kendi içine kapanmak ister.. Bazen yazar, hep üretmekten sıkılır, zıvanadan çıkar, küplere biner, küfür eder, su kaynatır.. Bu kadar, işte bu kadar ortada olmaktan bıkar.. Beynini, kendisini ve latin harflerini azad buzad etmek ister.. Bazen yazar, azar.. Bazen yazar, buzar ve bazen yazar, yazamaz.. İşte o vakit devreye "özür notları" girer.. Yazar yazamadığı için özür diler de, ya okur? Onu okuyamadığı için özür diler mi hiç? Dilemiyorum lan özür filan, dağılın..


* Ben çocukken herkesi Fenerbahçeli zannediyordum..

* Ruh ve Sinir Hastalığı mı? Ruh nedir ki? Demek ki siz insanın ruhunu görebiliyorsunuz? Hastalığı tespit ettiğinize göre.. Çözüm önerileriniz bile var.. Vay benim kardaşlarıma be, ha benim yiğitlerime..

* Bir de reenkarnasyona inanmak, beyni inkar etmektir bence, bence ama!.. Ruh transferi olarak adlandırılıyor ya bu meret.. Bir ruhun başka bir bedende vücut bulması.. E hacıabi, o zaman reenkarne olan kişi, ruh sayesinde mi hatırlıyor geçmişte Rus Çar'ı olduğunu? Hiç orospu olan yok zaten, hep kral, kraliçe.. Hatırlamak, hafızaya almak, gülmek vs. gibi olgular beyinin görevi değil midir keten helvam? Eğer ruhunla hatırladığını iddia ediyorsan, beynini inkar ediyorsun, salak! Ha, reenkarne olmuşumdur, ama hatırlamıyorum de, canımı ye..

* "Neden yazıyorsun?" diye sorarlar ya, ya ben lan neyse bişey demiyorum diyesin gelir ama diyemezsin, onun yerine şöyle olabilir;
-siz neden yazmıyorsunuz, neyiniz eksik?
-arkadaş kurbanıyım.. küçükken bana hep "kitap en iyi arkadaştır" diye kafamı yediler.. o yalancı hülyalar uğruna yazıyorum.. peki siz nasıl düştünüz buraya, neden okuyorsunuz?
-iki kalas, bi yazar işte.. sevdiğim yazarların devamı olmayı hayal ediyorum..


* Ee, şey.. Merhaba canlar.. Ben geldim..

25 Eylül 2010

Unutulmaz Replikler / 8


neden aşkın başladığı zamanı bilemeyiz de, bittiği zamanı biliriz..

-L.A. Story-


o mükemmel değil, sende mükemmel değilsin.. asıl soru, birbiriniz için mükemmel olup olmadığınızdır..

-Can Dostum-


-hacer abla, bugün çarşıda kavga çıktı, sosyal faşitlerle
-kimlerle?
-sosyal faşistlerle
-ne ne anlamadım, kimlerle?
-ya cahitabigillerle!

-Vizontele Tuuba-


ay çiçeğini düşün.. güneşe doğru eğilir.. fazla eğilmiş bir ay çiçeği ölmüş demektir.. servis yaparken şunu aklından çıkarma ki, sen bir köle değilsin.. hizmet büyük bir sanattır, tanrı en büyük hizmetkardır.. insanlara hizmet verir ama insanların kölesi değildir, bunu aklından çıkarma..

-Hayat Güzeldir-


ister mermi kullansın, ister oy pusulası; insan iyi nişan almalı.. 
kuklayı değil, kuklacıyı vurmalı..
-Malcolm X-


Ona aşığım, çünkü bana ihtiyacı yok..

-Closer-


- senin kız arkadaşın da vardır şimdi üniversitede?
- yoo, yoktur.. bunlar küçük burjuva alışkanlıkları.. hem ben artık devrimci oldum!
- iyi yapmışşın vallahi!

-Beynelmilel-


J: bu da ne? canım sevgilimin avucunda bi şişe! demek ki, zehirdenmiş sevgilimin bu vakitsiz ölümü.. 
cimri! hepsini içmiş; bir damla bile
bırakmadın demek kavuşabilmem için sana? öyleyse dudaklarından öperim,
orada belki bir parça zehir kalmıştır; bir zamanlar hayat veren dudakların
bu kez son versin hayatıma!


-sıcakmış dudakların hala..


-Romeo and Juliet-


24 Eylül 2010

"..5149'u işte!"


bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanlardı..
güneşten ışık yontarlardı, sert adamlardı..
hoyrattı gülüşleri, aydınlığı çalkalardı..
gittiler akşam olmadan, ortalık karardı..


Sporda Şiddeti Önleme Yasası” olarak bilinen, fakat bizlerin önüne sağlam bir küfür ekledikten sonra alâlade “..5149’u işte” diye telaffuz ettiğimiz şu kanun.. Unutuldu mu bu yasanın bizlere vermiş olduğu zarar? Girişteki cümleyi bu saçmalıklardan zarar gören güzel insanlar topluluğu olan Vamos Bien, Grup Ck ve 1907 Ünifeb’e göndererek devam edelim..

Tribün geleceğine istinaden ahkam kesmek düsturum değildir esasen, fakat güncel tablo çok ekşi tat bırakıyor düşündükçe.. Hele ki Fenerbahçe tribünleri olarak uğruna bedel ödediğimiz bir konu ise, bu dinginlik, unutulmuşluk benim çok fazla canımı sıkıyor.. 


Genelleme yapmayı pek sevmem ama; gazeteciler, kalem tutan köşe sahipleri neden ısrarla ‘bilinenin’ üzerine gidiyor.. Neden onları okuyan kişilerin aptal olduğu kanısıyla yapıyorlar haberlerini? Yıllardır hepimiz ezberledik artık yılda bir kez çekilen görüntülerle aynı cümlelerin döndüğü ve bizlere ‘haber’ olarak tanıttığınız idmanın görüntülerini "hafif sakatlıkları bulunan hedeyle hödö takımdan ayrı düz koşu yaparlarken ediyle büdü çift kalede etkili göründüler" haberlerini iletirsiniz bizlere.. “futbolcuların antrenmandaki hırsları dikkat çekti" cümlesini es geçip "tecrübeli çalıştırıcı idmanı sık sık keserek futbolcularını uyardı” ifadeleriyle derdimi biraz daha açmak etkili olacaktır.. “Dediği öğrenildi” ve “sızan bilgiler arasında” cümlelerini sadece yer kaplasın diye yazarım, o topa girmem bile..

Tüm bu boş uğraşlar sizlerden istenen mi, yoksa kolay olan mı, onu çözemiyorum işte.. Bir ülkenin önemli sayılabilecek bir gazetesinde, belli bir köşe sahibi olacaksın ve en ciddi tiraj kaynağı olan kulüplerden birinin koskoca tribünlerinde 3 tane önemli grup tribün faaliyetlerini askıya aldıklarını açıklayacak ve bunu çeşitli sebeplere dayandıracak.. Siz bunu “İrlandalı bilim adamlarının araştırmasına göre” diye başlayan saçma haberleriniz boyutunda yer vereceksiniz.. Bakınız efendiler, Marsilya’nın Ultras Amigosu Santos, kolluk kuvvetleri tarafından içeri alındğında tüm ultras taraftar grupları ayağa kalktı, çeşitli yürüyüşler, eylemler yapıldı.. Fransa’da gündem oldu.. 

Geçmiş sezonun en önemli koreografilerini yapan, emektar Fenerbahçe taraftarının bu ‘haklı’ serzenişinin gerçek sebeplerini öğrenmek isteyen gazetecilerin olmaması komik ve acı geliyor bana.. 

Buyrun asıl ironi; İlgili maçta ceza alan 14 taraftarımız kişi başı 6 ay hak mahrumiyeti ve 1700 TL küsüratlı para cezasına çarptırıldı.. Samsunspor maçının oynandığı sırada Mersin İdman Yurdu Teknik Direktörü Yüksel Yeşilova’yı iki yerinden bıçaklayan vatandaş ise 1 yıl hak mahrumiyeti ve 2500 TL para cezası..

Ha, ayrıca, -evlerden ırak- Sn. Yüksel Yeşilova bu olay sonucunda son nefesini vermiş olsaydı, “gençliğinin baharında, mesleğininde zirve yapacağı yıllarda sinsice planlanmış bir bıçaklı saldırıyla hayatına son verilmiş olan teknik adam” yazacaktınız değil mi?

Yani, bütün bunlar demek oluyor ki; kolluk kuvvetlerinin tribünde yaşanan bir arbede sırasında keyfi bir şekilde rastgele adam toplaması, 6 ay men cezası vermesi bir olay.. Sonra sahaya girip koca teknik direktörün iki yerinden bıçaklanması daha bir olay ve şöyle özetlenebilir; “hacı sen 1 sene uğrama buralara, 2500 lira ver, tamamdır” de.. 

 “..5149’u işte”

Dün bana gönderilen bir e-mail’i sizlere ileterek bu yazının fikrinin nereden geldiğini ifade etmek isterim;  
“Merhaba, ismim Deniz Ülkütekin, Cumhuriyet Gazetesi Pazar Dergi'de çalışıyorum. Yeni spor yasasıyla ilgili yaptıkları çalışma hakkında Vamos Bien grubuyla görüşmek istiyorum, acaba bana yardımcı olabilir misiniz?”

Sn. Ülkütekin’e henüz cevap vermedim..

Fakat iki çift lafım daha var, zira sinirden yerimde duramıyorum;
Bab-ı Âli nostaljileri yaptıktan sonra, dijital boş haber yapmaya devam edecek olan üstad yanılsamasına haiz olmuş yazarlar, sadece Fenerbahçe taraftarının değil, Türk Sporunun en önemli problemi olan “taraftarı yok sayma” zırvalığına dahil olmaktan çıkıp, “taraftara söz hakkı tanıma” yolunda adım atmadığınız sürece, gökyüzünde mavi boşluklarda bir yerlerde; Halit Deringör, Kahraman Bapçum, Namık Sevik ve ciğerim İslam Çupi gibi kalemler, ellerinde yağlı sopayla sizi bekliyor olacak.. 


bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanlardı..
güneşten ışık yontarlardı, sert adamlardı..
hoyrattı gülüşleri, aydınlığı çalkalardı..
gittiler akşam olmadan, ortalık karardı

21 Eylül 2010

21 Eylül Radikal'i

"Eller kollar, korkutan ifadeler, hırçın ve bezdirici yorumlar tarihe gömülmüş gibi. 

Hep böyle olsun artık. Bir de Kanaryam, bir zahmet hatırlasan,-görmesen de- tribünden hatırlamasan da hâlâ kara deryaların Fener’i olduğunu."

Feryal Pere / Radikal
21 Eylül 2010